






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>JOURNAL OF SOCIAL, HUMANITIES AND ADMINISTRATIVE SCIENCES (JOSHAS), Yıl 2020 Sayı 34</title>
    <link>https://journalofsocial.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2061</link>
    <description>JOURNAL OF SOCIAL, HUMANITIES AND ADMINISTRATIVE SCIENCES (JOSHAS)</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DEKİ GENÇ KADIN-ERKEK İŞSİZLİK İLE EKONOMİK BÜYÜME ARASINDAKİ İLİŞKİNİN AMPİRİK ANALİZİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61492</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61492</guid>
      <author>Aslı ÖZEN ATABEY,, Mustafa KARAKUŞ</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;İşsizlik, günümüz dünyasının en önemli sosyo-ekonomik sorunları arasında yer almakta olup işsizliğin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi çalışma konuları arasında sıkça yer almaktadır. Ancak yetişkin işsizliğin yaklaşık iki katı olarak gerçekleşen genç işsizlik ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiye dayalı çalışmalar nispeten sınırlı sayıdadır. Bu çalışma Türkiye’deki genç kadın ve genç erkek işsizlik oranları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda çalışmada öncelikle genç işsizlik kavramsal olarak açıklanmaya çalışılmış ve Türkiye’deki genç işsizlere ait cinsiyet, yaş grubu, eğitim düzeyi gibi bilgiler sunulmuştur. Ardından 1991-2019 dönemindeki genç kadın ve erkek işsizlik oranları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki yıllık veriler kullanılarak Toda-Yamamoto (1995) nedensellik testi yardımıyla Eviews 10 programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda genç kadın işsizlik oranları ile ekonomik büyüme arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi tespit edilememiştir. Ayrıca ekonomik büyümeden genç erkek işsizlik oranlarına doğru bir ilişki tespit edilememişse de genç erkek işsizlik oranlarındaki değişmenin ekonomik büyüme oranları üzerinde etkili olduğu, çalışmada elde edilen sonuçlar arasındadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL SERMAYENİN ÖRGÜTSEL PERFORMANS VE ÖRGÜTSEL BAĞLILIK ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: ŞANLIURFA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61495</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61495</guid>
      <author>Ayşegül AKMEŞE,, Mehmet GÜVEN</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Sosyal sermaye kavramı, temelinde güven, birlik ve bütünlük duygusunu barındıran, kişiler arasındaki işbirliğini teşvik eden ve bu sayede kişilerin birlikte çalışmasını mümkün kılan, hem toplumsal hem de ekonomik gelişmeye katkı sağlayan bir kavramdır. Sosyal sermaye kavramının, farklı disiplinler arasında oldukça fazla dikkat çektiği görülmektedir. Bunun nedeni, sosyal sermayenin hem kişi performansını hem de örgüt performansını olumlu yönde etkilemesidir. Ayrıca sosyal sermaye kavramı, örgütlerde performansın arttırılması için gerekli olan maddi ve maddi olmayan varlıkları elde etmede önemli bir rol oynamaktadır. Örgütler için çalışanların duyguları, tutumları ve davranışları kritik bir öneme sahiptir. Örgütsel bağlılık, çalışanların sorumluluklarını yerine getirirken örgütün amaç ve hedeflerini göz önünde bulundurması ve gönüllü olarak hareket etmesi olarak ifade edilmektedir. Bu açıdan, örgütlerin hedeflere ulaşma konusunda örgütsel bağlılıkları olan çalışanlara sahip olmaları çok önemlidir. Bu bağlamda, daha yüksek bir sosyal sermaye teşvik edilerek örgütsel bağlılık arttırılabilmektedir. Bu çalışma, sosyal sermaye ile örgütsel bağlılık ve sosyal sermaye ile örgütsel performans arasında ilişki olup olmadığının ve sosyal sermayenin, örgütsel bağlılık ve örgütsel performans üzerindeki etkisinin tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın uygulama kısmında değişkenler arasındaki ilişkiyi test etmek amacıyla, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan personellerden oluşan 250 katılımcıya anket çalışması uygulanmıştır. Anket yoluyla elde edilen veriler SPSS 18 paket programıyla analiz edilmiştir. Daha sonra ölçeklerin güvenirlilikleri test edilmiş, frekans analizi, korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır, elde edilen araştırma bulguları ise son bölümde sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ONE OF THE EARLIEST TRANSLATIONS OF QUR’AN IN TURKIC: THE COPY OF UZBEKISTAN (WITH THE TURKIC-PERSIAN INTERLINEAR TRANSLATION)</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61507</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61507</guid>
      <author>Emek ÜŞENMEZ,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Türkler’in İslamiyeti resmî devlet dini olarak kabul etmelerinden sonra Kur’an bir bütün olarak Türkçeye tercüme edilmeye başlanmıştır. İslam dininin Arap yarımadasında ortaya çıkışı miladî 6-7. yüzyıllara rast gelmektedir. İslam dininin Türkler arasında resmî devlet dini olarak kabulü ise İslam’ın doğuşundan yaklaşık üç asır sonrasına tekabül etmektedir. Bazı Türk boyları ve küçük topluluklar istisna tutulacak olursa İslamiyeti resmi devlet dini olarak kabul eden bağımsız ilk Müslüman Türk devleti İdil (Volga) Bulgar devletidir. Nitekim ilk bağımsız Türk-İslam devleti İdil (Volga) Bulgar Hanlığı, İslam ülkelerinin tamamen uzağında idi ve bu dinin kabulüyle Bulgar toprakları İslam coğrafyasına katılmış, Bulgar milleti de Abbasi Hilafeti’nin manevî otoritesini kabul etmişti. Daha sonraki dönemlerde Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular Türk-İslam devleti olarak ortaya çıkmıştır. İslam’ın devlet dini olarak ka-bulüyle Kur’an’ın Türkçeye tercüme işi hız kazanmıştır. Bu şekilde dinin hamisi bir devlet kurumu olduğu için tercüme işleri de resmî bir nitelik kazanmıştır. Kur’an’ın Türkçeye ilk tercümeleri genellikle satırarası diye tabir edilen kelime kelime tercüme tekniği kullanılarak yapılmıştır. Kur’an’da geçen her bir Arapça kelimeye Türkçe karşılıklar verilmiştir. Satır-arası adı verilen bu yöntem erken dönem ilk Kur’an tercümelerinde görülen çeviri tekniğidir. Maveraünnehir bölgesinde yapıldığı varsayılan Kur’an tercümelerinde çevirilerde iki dillilik esas alınmıştır. Bir başka ifadeyle bu bölgede yapılmış Kur’an tercümelerinde Arapça kelimelere hem Türkçe hem de Farsça karşılıklar verilmiştir. X. yüzyılda Farsça ve Türkçe Semerkant, Buhara bölgelerinde ortaklaşa kullanılan bir kültür dili konumundaydı. Bugün için de bu coğrafyada Farsçanın tahakkümü söz konusudur denilebilir. Bu yazıda Türkçe en eski Kur’an tercümelerinden Özbekistan Nüshasının tanıtımı, tavsifi, dili ve kültür hayatımızdaki önemi üzerinde durulacaktır. Üzerinde doktora çalışması yaptığımız bu eser ilk defa ele alınıp incelenmesi bakımın-dan ayrıca önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CAN EU'S CONSULAR LAWS EFFECT SOVEREIGNTY?</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61493</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61493</guid>
      <author>Ömer Doğukan USLU,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Egemenlik, devletler için hayati temellerden biridir. Bir ülke, tehlike ve risk ne olursa olsun egemenliğini her türlü bedel karşılığında korumalıdır. Ancak bir devlet, egemenliğini ve bağımsızlığını korumak için müttefiklikler oluşturmalı ve diğer devletlerle diplomatik ve dostane bağlantıları ile konsolosluklar kurmalıdır. Bunun için bir devlet, egemenliğine ve bağımsızlığına zarar vermeyecek güvenilir ortam ve bağlantılar yaratmalıdır. Soru şu ki:’’ Diplomasi için gerekli olan bu ortam ve bağlantılar, güvenlik ve hayatta kalma adına bir devletin kendi temellerini etkilemeye başlarsa ne olur? Bağımsızlığa karşı bu tür bir riskin felaketlere yol açabilirliği göz ardı edilmemelidir. Ancak uluslararası yasalara ve AB yasalarına göre, daha iyi bir gelecek için diplomatik açıdan iyimser fikirlerden başka bir durum beklenmemelidir. Ancak ülkeler, yapılan anlaşmalar ve çıkarılan bu kanunlardaki her türlü boşluk ve tehlikeye her zaman hazır olmalıdırlar. Bu amaç için, AB Konsolosluk Kanunları örneğinde, devletlerin egemenliği konusunda, herhangi bir tehlike olup olmadığını araştırmak için bu fikirleri ele alıp derinlemesine inceleyeceğiz.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANADOLU KALKOLİTİK DÖNEM BOYALI SERAMİK GELENEĞİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61473</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61473</guid>
      <author>Ebru ORAL,</author>
      <description>Tarihin en erken dönemlerinden itibaren Anadolu ve Anadolu dışındaki farklı kültür bölgelerinde yaşayan toplumların, sosyo-kültürel yapıları, dinsel inanışları ve sanat anlayışları hakkındaki bilgilere arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkartılan buluntular sayesinde ulaşmak mümkündür. Tarihsel gelişim içerisinde Neolitik Dönem olarak tanımlanan dönemde ilk kez ortaya çıkan yerleşik hayat, toplumların tarım, hayvancılık ve üretime dayalı bir sistem kurmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu önemli gelişme ile birlikte dönemin toplumları, çanak çömlek üretimine ve kullanımına ihtiyaç duymuşlardır. Toplumların sanat anlayışları hakkındaki bilgilere bazı arkeolojik buluntular sayesinde olduğu gibi, seramik buluntular sayesinde de ulaşmak mümkündür. Anadolu’da Neolitik Dönem ile birlikte ortaya çıkan boyalı seramik geleneğinin, farklı kültür bölgelerinde malzeme, teknik, motif ve bezeme anlayışı bakımından farklılıklar gösterdiği anlaşılmaktadır. Anadolu’da Kalkolitik Dönem boyalı seramik geleneği, farklı kültür bölgelerinde yaşayan toplumların, boyalı seramik üretim tekniklerini ve sanat anlayışlarını ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Çalışma kapsamında, Orta Anadolu, Batı Anadolu ve Marmara Bölgesi’nde yürütülen arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkartılan boyalı seramik buluntular hakkında değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır. Çalışma kapsamında; Ilıpınar, Orman Fidanlığı, Demircihöyük, Çatalhöyük Batı, Kuruçay, Hacılar ve Beycesultan’da yürütülen arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkartılan boyalı seramik buluntular değerlendirilmeye çalışılacaktır. Çalışma kapsamında, Anadolu’nun Kalkolitik Dönem’e tarihlendirilen farklı bölgelerinde arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkartılan boyalı seramiklerin üretim teknikleri, formları, motif ve bezeme anlayışları üzerinde durularak değerlendirilmeye çalışılacaktır. Anadolu’da Kalkolitik Dönem’de arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkartılan boyalı seramik geleneği ile ilgili olarak yerli üretim teknikleri ve sanat anlayışları ile farklı bölgeler arasında kurulan ticari, ekonomik ve sosyo-kültürel ilişkiler sonucunda ortaya çıkan sanat anlayışları hakkında değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ETİK DEĞER VE İLKELERİN SOSYAL HİZMET BAKIŞ AÇISIYLA DEĞERLENDİRİLMESİ: BİR DERLEME ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61504</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61504</guid>
      <author>Sibel ORHAN</author>
      <description>Kişisel değer ve yargılarımız, etik yönden ele alındığında birçok farklı bakış açısıyla bütüncül olarak, değerlendirme yapma olanağına sahip olmamızı sağlamaktadır. Kendi değerlendirmelerimiz, çevre yönüyle düşünüldüğünde toplumun değerlendirmesi ve sosyal hizmet bakış açısı ile etik yönden yapılan değerlendirme, çalışmanın ana çerçevesini oluşturmaktadır. İlk bölümde, kişisel değer ve yargılardan bahsedilmiş, ikinci bölümde etik ve değerler üzerinde durulmuş ve son bölümde ise, sosyal hizmet bakış açısıyla etik ve değerler konusuna değinilerek, konu üzerine çıkarımlarda bulunulmuştur. Araştırmamızın alana katkı yapması amaçlanmaktadır ve derleme modeliyle yazılmış olup, literatürdeki boşluğu doldurması düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞECERE-İ HAREZMŞÂHÎ’DE ÖLÜM KAVRAMI</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61499</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61499</guid>
      <author>Seda KAVALLI,</author>
      <description>Evrenin varoluşundan bugüne kadar bir insan ya da herhangi bir canlı için ölüm, yaşamın kaçınılmaz bir parçası olmuştur. Tarih boyunca insanoğlu ölüm olgusunu algılamaya ve anlamlandırmaya çalışmıştır. İçinde bulunulan toplumun sosyo-kültürel yapısına bağlı olarak ölümün gerçekleşme şekilleri farklı olabildiği gibi, toplum tarafından ölümün algılanış ve ifade ediliş biçimleri de farklılıklar göstermiştir. Kimi inanışlara göre “ölüm” canın bedenden ayrılmasını, yaşamsal faaliyetlerin bitmesini ve mutlak sonu ifade ederken, kimi inanışlara göre ise gerçek ve sonsuz bir yaşamın başlangıcını ifade etmiştir. Antik çağlardan beri bir gün mutlaka öleceği gerçeğinden kaçamayan insan, bu durumu kabullenmek ve günlük yaşantısına devam edebilmek için ölümden sonra yaşam olduğu inancına tutunmuştur. Bu inanç zaman içerisinde farklı kültürlerde ve Budizm, Hristiyanlık, Musevilik ve İslamiyet gibi farklı dinlerde değişerek varlığını sürdürmüştür. 19. yüzyılda Muhammed Yusuf Beyânî (1840-1923) tarafından yazılan Orta Asya Türk tarih yazıcılığının en önemli örneklerinden biri olan Şecere-i Harezmşâhî’de Harezm Hanlığının kuruluşu ve sonrasında yaşanan askerî, siyasi, kültürel, toplumsal olaylar, hanların taht mücadeleleri, seferleri, savaşları ve hayatları anlatılmıştır. Şecere-i Harezmşâhî Harezm’de 17. yüzyılın sonları ile 20. yüzyıl başlarına kadar gerçekleşen tarihî olayları tüm ayrıntıları ile anlatması bakımından önemli bir hükümdar soyağacı ve tarih kitabı olmuştur. Bu çalışmada Şecere-i Harezmşâhî’nin ortaya çıktığı Hive (Harezm) Hanlığı hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Daha sonra ise çalışmamızın temelini oluşturan Şecere-i Harezmşâhî metnindeki “ölüm” kavramı üzerinden ölümün gerçekleşme şekilleri ve “ölüm” için kullanılan ifadeler açıklanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FOLKLORİK AÇIDAN FESTİVAL</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61503</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61503</guid>
      <author>Ertuğrul KAYA,</author>
      <description>Festivaller folklorik açıdan oldukça zengin motifler taşımaktadır. Festivaller bir milletin ortak geçmişi ve yaşam felsefesinden izler taşır. Her festival bir inanışa, bir düşünceye, bir amaca hizmet eder. Festivaller neredeyse her millette görülen, kendi kültürel değerlerini, gelenek ve göreneklerini, içinde barındıran, ortak bir coşku ile kutlanan etkinlikler bütünüdür. Festivaller dinî niteliklerini ve ritüellerini temelde korurken değerlerini büyük ölçüde kaybetti ve eğlenceye ve şenliğe dönüştü. Festivaller, yeni ve eski değerleri geçmişle gelecek arasında katılımcı bir bağlantıyla harmanlar. Festivaller eski ve yeni biçimleriyle sosyal yaşamda yer bulmaya devam ediyor. Festivallerin belirli bir yer ve tarihte süreklilik kazanarak yapılması, gelenekselleşmesini ve etkinliklerin bir periyoda girmesini sağlar. Bu düzenlilik festivallerin dayandırılan temellerini ve içeriğinin herkesçe benimsenmesini sağlar, bu tür etkinliklere olan ilgiyi ve aşinalığı canlı tutar. Festivaller bir düzenleme komitesi tarafından çok geniş kapsamlı olarak organize edilir. Etkinliklerin bir sıra ile sunulması, festival alanının düzenlenmesi, festival katılımcılarının güvenliğini sağlamaya yönelik önlemler yoğun bir çalışma ve işbölümü gerektirir. Tüm bu çalışmalar festival katılımcılarının eğlenebilmelerini sağlamak adınadır. Etkinliklerde dikkate değer bir nokta da; yeni kutlanmaya başlayan bir festivalde bile halk dansları, köy seyirlik oyunu, folklorik giysiler, el sanatları öne çıkmaktadır. Festivaller bu yönüyle folklorik ögeleri günümüze hızlıca taşıyan bir yapıya sahiptir. Festivallerde yaşatılmaya çalışılan ögeler günlük hayatta çoğunlukla görülmemektedir. Halkın coşkuyla katıldığı etkinlikler içinde bu folklorik ögeler ortaya çıkma zemini bulmaktadır. Festivaller genel olarak: Yer ve Etkinlik Adı Altındaki Festivaller, Üretime Dayalı Meyve-Sebze Adı Altındaki Festivaller, Bilinen Dinî Kişi ve Anma Günü Adı Altındaki Festivaller, 30 Ağustos Bayramı ve Güreş Müsabakaları Adı Altındaki Festivaller, olarak sıralanabilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIRSAL ALANDA YAŞLILIĞIN GÖRÜNÜMLERİ: ORDU İLİNDE YALNIZ YAŞAYAN YAŞLILAR</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61477</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61477</guid>
      <author>Mihriban ÇELENK,</author>
      <description>Bu çalışmada; yoksulluğun kırsal mekânda yaşayan yaşlıların yaşamlarındaki görünümleri incelenerek yoksulluğun özellikle kırda yalnız yaşayan yaşlılarda hangi sıkıntıları doğurduğu, kırın yaşlılara hangi kolaylıkları getirdiği tartışılmaktadır. Yaşlılık süreci kendi içerisinde bir takım dezavantajlılıkları getirmektedir. Bu dönemin getirdiği durumlar yaşlıların hayatını yaşlılık döneminin öncesine nazaran bir hayli değiştirmektedir. Yaşlılık hayatına girildiğinde gelen bu birtakım sıkıntılar yanına başka dezavantajlı durumlar eklendiğinde yaşanması zor hale gelmektedir. Bu yüzden yaşlıların bu dönemi olabildiğince rahat geçirmelerini sağlamak önemlidir. Bir gün herkes yaşlanacağına göre yaşlılık çalışmaları üzerinde daha fazla durulmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KLASİK TÜRK ŞİİRİ VE URDU KLASİK ŞİİRİNDE KASİDE</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61494</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61494</guid>
      <author>Mustafa Sarper ALAP</author>
      <description>Kaside, özellikle doğu dilleri edebiyatlarında yaygın olarak kullanılan bir nazım şekli olmasıyla birlikte şiirlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Kaside tanım olarak özellikle devlet adamları ve büyükleri övmektir. İçerisinde çeşitli bölümler vardır, bu bölümler mersiye, hicviye, fahriye, mehdiye, na’t, münacat ve tevhiddir. Kaside en son dua ile biter. Kaside söyleyen şairlere kaside-gu adı verilmektedir ve kasideler beyitler halinde yazılmaktadır. Kafiyelenişi “aa, ba, ca, da..” şeklinde olup, beyit sayısı çeşitli sayılar arasında değişmektedir. Kaside nazım şeklinde ilk beyite “matla” ve son beyite “makta” ismi verilmektedir. Klasik Türk edebiyatında en önemli kasidelerden birisi XIII. Yüzyılda Mevlana Celaleddin Rûmî tarafından yazılan “Divan-ı Kebir” dir. Mevlana Celaleddin-i Rûmî ile birlikte kaside şarileri arasında Ahmedî, Şeyhî, Necatî, Fuzûlî vd. gösterebiliriz. Her yüzyılda önemli şairler tarafından kaside nazım şekliyle şiirler yazılmıştır. Kaside XV. Yüzyılda büyük bir gelişim göstermiştir. Klasik Türk edebiyatının bir nazım şakli olan kaside doğu edebiyatları arasında yer alan ve zengin bir geçmişe sahip olan Urdu edebiyatında da yer almaktadır. Urdu edebiyatında tanım olarak kaside birisini abartılı bir şekilde övmek anlamındadır. Kaside, türü ve yapısı bakımından gazel nazım şekline benzemektedir. Urdu edebiyatında yer alan kaside nazım şeklinin bölümleri Teşbib, Garez, Medh, Dua’dan oluşmaktadır. Kasidenin ilk beytine “Matla” ve son beytine “makta” ismi verilmektedir. Kasidede beyitlerin sayısı en az on beş’tir, ancak çok yüksek mısralarda da beyitler yer almaktadır. Urdu edebiyatının kaside yazarları arasında Muhammed Kuli Kutb Şah, Gavvasi, Nusrati, Rustami, Malik Hoshnud, Mir Taki Mir, Mirza Rafi Sauda, Vali, Zauk, İnşa, Mushai ve Mevlana Hali’de bulunmaktadır.Urdu edebiyatında kaside ile birlikte diğer nazım şekilleri de yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERGENLERDE SORUMLULUK İNANÇLARI VE SÜREKLİ KAYGI İLİŞKİSİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61498</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61498</guid>
      <author>Cem GÜRAT,</author>
      <description>Bu araştırmanınamacı, ergenlerde arttırılmış sorumluluk ve sürekli kaygı ilişkisini incelemek ve ergenlerde arttırılmış sorumluluk ve sürekli kaygı düzeylerinin bazı sosyo-demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir.Araştırmanın evreni 2014-2015 eğitim-öğretim yılında İzmir ili,Konak ve Karabağlar ilçelerinde öğrenim gören lise dördüncü sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır.Araştırmanın örneklemini ise,230 kız ve 167 erkek olmak üzere toplam 397 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, Sorumluluk İnançlarını Arttıran Faktörleri Belirleme Ölçeği (SİAFBÖ),Sürekli Kaygı Ölçeği (SKÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler "Bağımsız Örneklemler T-Testi" , "Çok Faktörlü Varyans Analizi" ve "Tukey Testi" teknikleriyle çözümlenmiştir. Korelasyon analizi için Pearson korelasyon testi kullanılmıştır.Sorumluluk İnançlarını Arttıran Faktörleri Belirleme Ölçeği (SİAFBÖ)'nün lise örneklemine uygun olup olmadığını belirlemek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) uygulanmıştır. Çalışma sonunda, ergenlerde arttırılmış sorumluluk ile alt boyutları ve sürekli kaygı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.Anne öğrenim düzeyi ve baba öğrenim düzeyine göre arttırılmış sorumluluk düzeylerinin farklılaşmadığı saptanmıştır. Cinsiyete göre ise arttırılmış sorumluluk düzeylerinin farklılaştığı tespit edilmiştir. Cinsiyet vebaba öğrenim düzeyine göre ergenlerde sürekli kaygı puan ortalamalarının farklılaştığı tespit edilmiştir. Anne öğrenim düzeyine göre ise ergenlerde sürekli kaygı puan ortalamalarının farklılaşmadığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EKONOMİNİN DEĞİŞEN MASKESİ: DİJİTAL EKONOMİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61872</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61872</guid>
      <author>Zeynep KARAÇOR,; Burcu GÜVENEK , Esra KARADOĞAN</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Yirminci yüzyılın son çeyreği, çok hızlı ve radikal değişimlerin yaşandığı bir dönem olarak hafızalara yerleşmiştir. Bu yıllar gerek ekonomik politikalarda gerek kültürel ve toplumsal hayatta çok farklı gelişmelere tanık olunan bir dönem olmuştur. Bu dönemde bir taraftan doğu bloğunun yıkılması, liberal politikalar (özelleştirme ve serbestleşme gibi) ile serbest piyasa ekonomisine geçilirken; diğer taraftan küreselleşme konusu yeni bir gündem yaratmıştır. Öyle ki; bu hızlı değişim, bilgisayar ve iletişim teknolojisinde yaşananların yanı sıra küreselleşmede de itici bir güç olmuştur. Teknolojide yaşanan tele alışveriş, tele bankacılık, tele posta gibi gelişmeler ile dünya internet, elektronik ticaret, e-devlet vb. uygulamalar ile kendini tamamıyla dijital bir platformun içinde bulmuştur. Dijital dünyanın öncüsü olan bilgi teknolojileri sayesinde yayılan iletişim ağlarının küresel ölçekte gelişmesiyle birlikte “dijital ekonomi” ve “ bilgi ekonomisi” olarak nitelendirilen yeni ekonomi bir diğer adıyla dijital ekonomi kavramı ortaya çıkmıştır. Yeni ekonomi dijital bir ekonomidir. Bu dijital ekonomi anlayışının ortaya çıkmasında küreselleşme ve teknolojide yaşanan gelişmeler etkili olmuştur. Yeni bir kavram olarak karşımıza çıkan Dijital ekonomi sürecinde, her türlü yazı, ses, görüntü ve bilgi bilgisayar ağları ile son derece ucuz ve hızlı bir şekilde karşıya iletilmekte ve bununla birlikte insanlar sadece bir tık düğme ile okyanus ötesindeki her türlü bilgi ve operasyonel işlemlerini yapabilmektedirler. Bu makalede öncelikle bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan değişimin boyutları teorik olarak incelenecektir. Dijital ekonomi segmentasyonunda öne çıkan e-ticarete ağırlık verilerek son olarak ise Avrupa birliği ve Türkiye; Dijital Ekonomi ve Toplum Endeksi (DESI) açısından değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE EFFECT OF MONITORING AND EVALUATION FRAMEWORK ON DEVELOPMENT PROJECT IN EDUCATION BUREAU IN SOMALI REGIONAL STATE IN CASE OF JIG-JIGA BRANCH.</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61502</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61502</guid>
      <author>Regan DEBEBE,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Monitoring and evaluation during implementation leads to projects success. This study sought to determine how the effect of monitoring and evaluation framework implemented by bureau of education in region are monitored and evaluated as laid down by the current monitoring and evaluation framework found in the education bureau in Somali regional state for designing and building the structure of monitoring and evaluation systems. The purpose of this study was to find out the effect of monitoring and evaluation framework to the success of development educational project in Jig-Jiga district. The findings of this study should assist the development educational project framework implementing to recognize the role played by participatory monitoring and evaluation practices in the success and sustainability of the projects. The study targeted residents of Jig-Jiga area who have benefited from donor funded educational project. The study utilized a case study design because it was considered a healthy research method particularly when a holistic and in-depth investigation is required. A sample of 47 respondents was selected from education bureau M&amp;E officers, M&amp;E process owner, finance &amp; logistics process owner, case coordinators, senior officers and officers from Jig-Jiga area through purposive sampling. Data was collected through a questionnaire with seven questions where respondents indicated responses on statements in a Likert scale. Data from semi structured interviews from key informants, focused discussion groups and the government officers who had been involved in these projects were used for triangulation. Quantitative data collected was analyzed. The study established that the community was not involved in any monitoring and evaluation of the educational projects. Participatory monitoring and evaluation in development of educational projects therefore contributes to the success of educational projects though it should be complemented with good project management skills. For M &amp; E framework to be applied to the projects, the projects implementing should conduct training to the community to build up their capacity in understanding and participation in the monitoring and evaluation framework system.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞ MEMNUNİYETİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA: CORRESPONDENCE ANALİZİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61505</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61505</guid>
      <author>Aysen Şimşek KANDEMİR,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Hayatın her alanında değerini koruyan memnuniyet, önemi nedeniyle pek çok çalışmaya konu olmaya devam etmektedir. Bireyin memnuniyet duygusunu etkileyen en önemli unsurlardan birisinin de iş memnuniyeti olduğu bilinmektedir. Bireyin çalıştığı işyeri ile karşılıklı bir etkileşim içinde olduğu, işten memnuniyet duygusunun sürekliliği için bireyin işinden memnuniyeti kadar, işyerinin de bireyden memnuniyeti oldukça önemlidir. Sosyal bilimlerin önemli bir çalışma konusu olan memnuniyet duygusu için bu çalışmada, Türkiye İstatistik Kurumu, İstatistik Veri Portalı’nda yer alan yaşam memnuniyeti araştırmasından elde edilen veriler kullanılmıştır. Yaşam memnuniyet araştırmasında iş-kazanç memnuniyetine ait 4 tip değişkene yönelik veriler değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmada öncelikle, kullanılan değişken için katılımcıların verdikleri cevaplara göre frekans dağılımlarına bakılmış, daha sonra çarpraz tablolar halinde ifade edilen veriler için ki-kare, fisher exact testi ve correspondence analiz yapılarak yorumlanmıştır. Yapılan analiz sonrasında cinsiyete göre incelenen memnuniyet duygusuna ait değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı ve katılımcıların değişkenlerin kategorilerine verdikleri cevaplar arasında bir uyumun olduğu sonucuna ulaşılmıştır</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAĞLIK HİZMETLERİ MESLEK YÜKSEKOKULU ÖĞRENCİLERİNİN YAZ STAJINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİNİN STAJ ÖNCESİ VE SONRASI KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61874</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61874</guid>
      <author>Rukiye YORULMAZ,; Dilek YILDIRIM GÜRKAN , Hanifi DÜLGER</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Staj, öğrencilerin öğrenim sürecinde, gördükleri teorik eğitimi sahada pekiştirme imkânı veren bir uygulamadır. Öğrenciler staj sayesinde hem teorik aldıkları eğitimi uygulama imkânı bulurken, hem de ilerde çalışacakları ortamı tanıma imkânı bulmaktadır. Bu nedenle de staj uygulaması hem okul hem de kurumlar tarafından önemsenmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırmada da Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’ndaki öğrencilerin, yaz stajı uygulaması öncesi ve sonrasındaki görüşleri arasındaki farklılıkları ortaya koymak amaçlanmaktadır. Çalışmaya, Yozgat Bozok Üniversitesi ve Bartın Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulunda yaz stajı yapan 530 öğrenci katılmıştır. Araştırmada verilerin toplanması için, araştırmacılar tarafından geliştirilen anket kullanılmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde, sayı, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, ilişkili eşleştirilmiş örneklemler için t testi analizlerinden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların staj öncesi ve sonrasındaki ifadelere verdikleri cevaplar doğrultusunda stajı mesleki gelişimleri için gerekli olduğunu ve zaman kaybı olarak görmediklerini, staja gittikleri süre içinde bir ücretin ödenmesi gerektiğini, verilen ücretin artırılması gerektiğini, staj süresince hocalarının öğrenciler ile iletişim halinde olması gerektiğini ve personelin stajyerlere yardımcı olması gerektiğini ifade etmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EĞİTİMDE ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK: İLKOKUL HAYAT BİLGİSİ VE SOSYAL BİLGİLER KİTAPLARI ÜZERİNDEN NİTEL BİR İNCELEME</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61508</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61508</guid>
      <author>Meryem USTA,, Erdal DEMİR</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Küreselleşmenin de etkisiyle, ülkeler arasında etkileşim artmıştır. Ülkeler arasında etkileşim sonucu olarak kültürler de birbirinden etkilenmeye başlamıştır. Son yıllarda insanlar savaş, doğal felaketler, gibi zorunlu nedenlerle veya yeni iş imkânları oluşturma, eğitim gibi isteğe bağlı nedenlerle farklı ülkelere ve farklı coğrafyalara göç etmek zorunda kalmışlardır. Yapılan bu göç hareketleri doğal olarak insanların gittikleri ülkelere kendi kültürel değerlerini ve yaşam şartlarını taşımalarına sebep olmuştur. Toplumsal yapıda meydana gelen değişimle birlikte kültürel zenginlikte artış görülmüş ve ülkeler politikalarını çok kültürlülük ekseninde şekillendirmeye başlamıştır. Sosyal ve kültürel çalışmalarla birlikte özellikle eğitim alanında da çok kültürlülük tartışılmaya başlanmıştır. Buradan hareketle hazırlanan çalışmanın temel çıkış noktası, devletlerin eğitim politikalarını oluşturmada kültürel zenginlik ve çok kültürlülük düşüncesini dikkate almalarının gerekliliğidir. Çokkültürlü eğitim anlayışının öncelendiği eğitim sistemlerinde, farklı kültürlere karşı saygılı ve hoşgörülü bir şekilde yaklaşılması gerektiği düşüncesinden hareketle okullarda öğrencilere sevgi, paylaşma, hoşgörü, merhamet ve saygı gibi değerler kazandırıldığı çalışmanın temel iddiasıdır. Bu iddiadan yola çıkarak hazırlanan çalışmanın temel amacı Türk eğitim sisteminde ve eğitim müfredatında çok kültürlülük konusunun İlkokul Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler kitapları üzerinden değerlendirmeye tabi tutulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda çalışma kapsamında ilk olarak çok kültürlülük konusu ile ilgili kavramsal bilgilere yer verilmiş ve eğitimde çok kültürlülük konusu irdelenmiştir. Son olarak İlkokul Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler ders kitapları çok kültürlülük konusu ekseninde değerlendirilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği kullanarak hazırlanan çalışmada veri kaynağı 2019 yılı 1. 2. ve 3. Sınıf Hayat Bilgisi ders kitapları ve 4. Sınıf Sosyal Bilgiler ders kitabı ve ilgili derlersin eğitim-öğretim müfredatları ve programlarıdır. İlgili müfredat ve kitaplar incelenerek elde edilen veriler nitel içerik analizine tabi tutulmuş, bulgular tablolaştırılmış ve bilgiye dökülmüştür. Çalışma sonucunda, Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler dersleri öğretim programlarının genel amaçlar, açıklamalar ve kazanımlarında çok kültürlülük vurgusuna yer verildiği; Sosyal Bilgiler derslerinde ve ders kaynaklarında, Hayat Bilgisi dersine kıyasla kazanım olarak çok kültürlülük kavramına daha fazla vurgu yapıldığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ BİR İNSANLIK DURUMU (!): COVİD-19-ÜTOPYADAN DİSTOPYAYA MI?</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61511</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61511</guid>
      <author>Fatih ERTUGAY,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Covid-19 Salgını küresel ölçekte yalnızca sağlık alanında değil çok daha geniş alanda birtakım sorunlara yol açmıştır. Sosyolojik, psikolojik, politik ve iktisadi pek çok alanda yol açtığı sorunlar yoğun ve yaygın tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Salgının insanlığın bilimsel gelişmelere ve bilimin kazanımlarına ne kadar ihtiyaç duyduğunu ve bilimin önemini gösterdiğini dile getirenlerden, aksine modern ütopyanın çok çeşitli boyutlarıyla sorgulanmasının tetikleyicisi olduğunu ifade edenlere kadar oldukça farklı bakış açıları ortaya konmaktadır. Bu çalışma insan doğası ve bu doğanın çift yönlülüğü, modern insan tasavvuru ve modern anlatı ile ütopya ve distopya kavramları çerçevesinde söz konusu salgını, sonuçlarını ve ilgili tartışmaları ele almayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKOKUL ÖĞRENCİLERİNİN OKUMA ALIŞKANLIKLARININ ÇEŞİTLİ DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61875</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61875</guid>
      <author>Mihriban YILMAZ,, İhsan Seyit ERTEM</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Çocuğa kazandırılmak istenen en temel becerilerden birisinin okuma becerisidir. Okuma becerisinin kazanılmasından sonra bu becerinin devamlılığın sağlanması ve yaşam boyu devam etmesi okuma alışkanlığı konusunda oldukça büyük önem arz etmektedir. Bu alışkanlığın kazanılmasında ise pek çok değişken belirleyici olmaktadır. Bu araştırma ile ilkokul öğrencilerinin okuma alışkanlıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Aynı zamanda, öğrencilerin tutumlarının cinsiyete, sınıf düzeyine, sosyoekonomik düzeye, annenin eğitim düzeyine ve babanın eğitim düzeyine göre değişiklik gösterip göstermediği incelenmiştir. Bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden biri olan tarama çalışması modeline uygun olarak tasarlanmıştır. Araştırma verileri “İlkokul Öğrencileri İçin Okuma Alışkanlığı Ölçeği” ile toplanmış ve verilerin analizinde SPSS 22 paket programı kullanılmıştır. İkili küme karşılaştırmalarında “bağımsız gruplar t-testi”, ikiden fazla grupların karşılaştırmalarında tek yönlü varyans analizi (ANOVA), varyansların eşit olmaması durumunda ise Welch testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ilkokul öğrencilerinin okuma alışkanlıklarının sınıf düzeyine, sosyoekonomik düzeye, annenin eğitim düzeyine ve babanın eğitim düzeyine göre farklılık göstermediği, cinsiyet değişkeninde ise erkek öğrencilerin okuma alışkanlıklarının kız öğrencilerden daha olumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YÜZ YÜZE EĞİTİM ile BÜTÜNLEŞİK UZAKTAN EĞİTİM: ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61510</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61510</guid>
      <author>Aydın ÖZGÜLER,, Nihat ÖZGÜLER</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Türkiye&amp;#39;de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2010 yılı Kasım ayından itibaren Fatih Projesi uygulamaları başlamıştır. Fatih Projesi ile beraber okullarda etkileşimli tahtalar kullanılmaya başlanmış ve eğitim bilişim ağı olarak isimlendirilen çevrimiçi bir eğitim platformu geliştirilerek projeye destek sağlanması ve uzaktan eğitimi desteklemesi hedeflenmiştir.Ancak Eba sisteminin kullanılma sıklığı ve hangi durumlarda kullanıldığı ile ilgili temel bir bilgi yoktur.Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ile ilgili literatür taramaları incelendiğinde; EBA ve EBA ile ilgili öğretmen görüşlerinin incelendiği çalışma sayısı oldukça azdır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı; ülkemizde uzaktan eğitim sisteminin yeterlik ve sınırlılıklarının öğretmen ve öğrenci ve açısından değerlendirilmesi olarak belirlenmiştir.Çalışma grubunu çeşitli okullarda seçilen 90 öğretmen oluşturmaktadır. 90 öğretmene 18 soruluk tutum ölçeği uygulaması yapılmıştır. Ölçek sonuçları grafik haline getirilerek öğretmenlerin EBA sistemi ile ilgili tutumları irdelenmiş, geliştirilebilir tarafları konusunda önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜN BÜRO YÖNETİCİ VE SEKRETERLİK MESLEĞİNE ETKİLERİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61512</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61512</guid>
      <author>Müzeyyen ÖZHAVZALI,; Yeşim KALYON , Tuncay ERDURAN</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Yirmi yıl öncesine kadar teknolojik gelişmeler günümüzdeki kadar hızlı değildi. Eğitim hayatının sonunda meslek hayatına başlayan bir kişinin yeterlilikleri, elde ettiği bilgi dağarcığı ve mesleki yeterlilikleri, meslekte emekli olana kadar geçerliydi. Son yıllarda Dijital Dönüşümle (Endüstri 4.0) birlikte, teknolojinin çok hızlı ilerlemesine bağlı olarak, çalışanlar bildiklerini sürekli güncel tutmak ve mesleki yeterliliklerini dijital uygulamalarla birlikte yenilemek zorunda kalmışlardır. Dijital dönüşümle ortaya çıkan akıllı makinelerin ve uygulamaların kullanılması istihdam kaybına neden olup işsizlik oranını artıracağından daha nitelikli bir insan gücü ihtiyacının artacağı da çok açık biçimde öngörülmektedir. Yapılan son araştırmalara göre çok büyük hızla değişen ve gelişen bu teknolojinin neticesinde yakın süreçte ortadan kalkacak mesleklerin arasında büro yönetici ve sekreterlik mesleğinin de bulunduğunu göstermektedir. Bu çalışmada alanda aktif olarak kullanılan mesleki dijital uygulamalar, yapay zekâ ve robotik sistemler vb. göz önünde bulundurularak dijital dönüşümün büro yönetici ve sekreterlik mesleğine olası etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmada yakın gelecekte bu mesleklerde aktif kalabilmenin sadece kişinin mesleki bilgilerini güncel tutmanın değil ayrıca bilgi ve iletişim teknolojileri sistemlerindeki teknolojik gelişmeleri ve uygulamaları takip etmenin gerekliliği vurgulanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SEYİTÖMER HÖYÜK ORTA TUNÇ ÇAĞ’I NA AİT AÇI BİÇİM BEZEMELİ AĞIRŞAKLAR</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61514</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61514</guid>
      <author>Hülya KARAOĞLAN,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Kütahya&amp;#39;ya bağlı ve merkeze yaklaşık 30 km uzaklıkta olan Seyitömer Kasabası’nın kuzeybatısında Seyitömer Höyük yer almaktadır. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Arkeoloji bölümü tarafından bu höyükte aralıksız dokuz yıl süren kazı çalışmaları yapılmıştır. Kazı çalışmalar sonucu ortaya Anadolu’nun milattan önceki tarihlerinin aydınlatılmasına yardımcı olacak binlerce buluntu yeryüzüne çıkarılmıştır. Bu buluntular arasında eski çağlarda ip üretmek için kullanılan çoğunlukla pişmiş topraktan yapılmış ağırşak adı verilen ortası delik tekerlek biçimli nesnelerde vardır. Bu çalışmanın konusu Seyitömer Höyük Orta Tunç Çağına tarihlendirilen ağırşaklarının üzerine kazınarak yapılan “açı biçim” bezemeli olan ağırşak grubudur. Çalışmada Seyitömer Höyük açı biçimli ağırşakların çizimleri, bulundukları yerleri, ölçüleri ve tanımları katalog şeklinde eklenmiştir. Çalışmanın amacında ise arkeolojik araştırmalar için önemli olan bu buluntu grubunu literatüre katmaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>20. YÜZYIL KAVRAMSAL SANAT DENEYİMİYLE JOSEPH KOSUTH’UN “BİR VE ÜÇ SANDALYE” ESERİ ÜZERİNE</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61515</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61515</guid>
      <author>Meral LALETAŞ,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Bu araştırmanın amacı dahilinde; 20. yüzyıl batı sanatında görülen farklı biçimler, sanatsal eylemler, oluşumlarla sentezlenmiş olan Joseph Kosuth’ un “Bir ve Üç Sandalye” adlı eserinin çözümlenmesine yer verilmiştir. Bu çalışmanın özelinde gerçekleştirilmiş olan dilsel önermelerle birlikte temsilin kavramsal dönüşümü de incelenmiştir. Araştırma içerisinde sanatçının eserleri ve bu eserlerdeki yeni sanat anlayışlarıyla birlikte diğer sanatçılarla etkileşimine örnekler de bulunmaktadır. Bu araştırma çerçevesinde Kosuth’un sıradışı sanat dili kapsamlı olarak incelenip, “Bir ve Üç Sandalye” Eseri temel alınarak sanatsal yaklaşımı yorumlanmıştır. Bunlarla birlikte günümüz sanatındaki yerinin bir değerlendirilmesi yapılmış ve sanatçının içinde bulunduğu dönemin sanata etkisi üzerine yansımalarının neler olduğu sorgulanmaktadır. Bu araştımada, gündelik yaşamda sıradan sayılan ve neredeyse her gün karşımıza çıkan sandalyenin kullanım nesnesi olarak değil de sanat nesnesine dönüştürüldüğüne değinilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENİ ADAYLARININ FARABİ ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61513</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61513</guid>
      <author>İhsan Seyit ERTEM,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Farabi Programı, Türkiye&amp;#39;deki yüksek öğretim kurumları arasında öğrenci ve öğretim üyesi değişimini kapsamaktadır. Programın hedefleri üniversite öğrencilerinin ülke içinde herhangi bir üniversiteden eğitim alma şansı tanınması, kendilerini farklı alanlarda ifade etmeleri, çok yönlü ve analitik karşılaştırmalı bir bakış açıları kazanmaları, farklı deneyimler kazanmaları, yeni yerler ve kişiler tanımaları, akademik işbirlikleri yapmaları olarak belirlenmiştir. Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmeni adaylarının yurt içi değişim programı olan Farabi değişim programına ilişkin memnuniyet durumlarını ve görüşlerini belirlemektir. Bu araştırmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları, Ankara’da bulunan bir devlet üniversitesine farklı üniversitelerden gelen 54 sınıf öğretmeni adayından oluşturmaktadır. Nicel veriler, sınıf öğretmeni adaylarından “memnuniyet anketi” ile toplanmıştır. Ayrıca, sınıf öğretmeni adaylarının görüşlerini almak ve detaylandırmak için odak grup görüşmesi yapılmıştır. Araştırma bulguları, sınıf öğretmeni adaylarının Farabi Öğrenci Değişim Programından orta düzeyde memnun olduklarını göstermiştir. Araştırmanın memnuniyet anketi sonuçları ile odak grup görüşmesi (nitel) sonuçları birbirini desteklemektedir. En yüksek memnuniyetsizlik oranının (%39) ile akademik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerine ait olduğu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE EĞİTİMDE İSTİHDAM AÇISINDAN TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ KAVRAMININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61523</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61523</guid>
      <author>Bahar BERBEROĞLU,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Toplumsal cinsiyet kavramı, kadın ve erkeklerin toplumdaki farklı rol ve davranışlarını tanımlamayı amaçlamaktadır. Homojen olmayan toplumlarda, toplumsal cinsiyet deneyimleri etnik farklılıklara, toplumsal sınıf ayrımlarına ve bölgeden bölgeye göre değişiklikler göstermektedir. Ayrıca din faktöründe, kültürel geleneklerde, kaynaklara erişimde, katmanlı işgücü piyasası modellerinde ve eğitimde toplumsal cinsiyetin yansımalarının olduğu farklı deneyimler, tarihsel süreçlerde de farklılıklar göstermiştir. Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Türkiye’de eğitimde toplumsal cinsiyet eşitsizliği günümüzde de önemini koruyan bir sorun olmaktadır. Biz bu çalışmamızda toplumsal cinsiyet eşitliğine ait değişkenleri kullanarak, 2. Düzey İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasına göre Türkiye’nin bölgesel farklılıklarını çok değişkenli istatistiksel metotlarından kümeleme ve çok boyutlu ölçekleme analizleri ile değerlendirdik. Bu analiz sonuçlarına göre en üst kümede TR10 (İstanbul), TR51 (Ankara) ve TRB1 (Malatya, Elâzığ, Bingöl, Tunceli) bulunmuştur. En alt kümedeki bölgeler ise, TRA2 (Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan), TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkâri), TRC1 (Gaziantep, Adıyaman, Kilis), TRC2 (Şanlıurfa, Diyarbakır) ve TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) olmaktadır. Kalan diğer bölgeler ise orta kümede yer almıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE ROLE OF PARASOCIAL INTERACTION IN CONSUMER LOYALTY FOR ORGANIC FOOD</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61871</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61871</guid>
      <author>Esra ÖZKAN PİR,, Evrim DERİNÖZLÜ</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Hazır gıda sektöründe yaşanan olumsuzluklar, tüketicilerin bu sektöre olan bakışını değiştirmiş, doğal gıdalara yönelmelerine neden olmuştur. Doğal gıdalara olan talep yeni bir sektörün oluşmasına organik kavramının hayatlarımıza girmesine neden olmuştur. Doğal yöntemlerle gıda ürünlerinin üretilmesi anlamında kullanılan bu kavramın literatürde birçok farklı alandaki çalışmalarda yer aldığı gözlemlenebilmektedir. Sosyal medya kullanıcılarının ve beraberinde sosyal medya fenomenlerin sayısının hızla artış gösterdiği günümüzde parasosyal etkileşim, izleyicilerin medya figürleri ile geliştirdikleri tek yönlü ve sembolik bir ilişkiyi ifade etmekte ve izleyicilerin tüketim kararlarına yön verebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, tüketicilerin takip ettikleri etkileyiciler ve onlarla kurdukları parasosyal etkileşim düzeyinin organik gıda tüketici bağlılığını etkileyip etkilemediğini belirlemektedir. Bu anlamda organik tüketim ile ilgili bir ön araştırma yapılmış, organik gıda alışverişinde büyük payın anne ve anne adayları tarafından yapıldığı belirlenmiş ve literatürde rastlanılan benzer bulgularla da desteklenerek araştırmada örneklem olarak anne ve anne adayları seçilmiştir. Uygulanan ankette demografik değişkenler dahil olmak üzere toplam 27 soru bulunmaktadır. Organik gıda tüketici bağlılığı ve parasosyal etkileşim değişkenleri ile katılımcıların demografik özellikleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Analizler SPSS paket programı kullanılarak elde edilmiştir. İki bölümden oluşan araştırmanın ilk bölümünde ilgili literatüre değinilmiş ve kavramlar arası ilişkiler açıklanmıştır. İkinci bölümde araştırma hipotezleri analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre anne tüketicilerdeki parasosyal etkileşim algısı arttıkça organik gıda tüketici bağlılığının da artacağı belirlenmiştir. Demografik değişkenler ile parasosyal etkileşim ve organik gıda tüketici bağlılığına ilişkin çeşitli farklılıklar elde edilmiş ve yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular ile işletmeler için en büyük zorluklardan biri olan uygun etkileyicinin belirlenmesi açısından çalışmanın yol gösterici olacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİJİTAL ÇAĞDA İLETİŞİM GÜVENLİĞİ VE TOPLUM</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61518</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61518</guid>
      <author>Hüseyin KOÇAK,</author>
      <description>İnsan, işitme ve dokunma duyularını büyük ölçüde yitirmiş, büyük ölçüde görme duygusuna indirgenmiştir. Günümüz toplumlarını, dijital toplum ve yaşanan yüzyılı da dijital yüzyıl olarak tanımlamak yanlış olmasa gerekir. 20. Yüzyılın ilk yarısında, radyo ve televizyonun icadı ile kitlesel iletişim sağlanmaya başlamıştır. Bununla birlikte, çok çeşitli bilgi ve iletişim teknolojilerinin günümüzde hızla artan bir oranda kullanılır hale gelmesi, ekonomik ve sosyal hayatta karşılaşılan pek çok işlemleri kolaylaştırdığı ölçüde, bilgi ve iletişim güvenliğine ilişkin çeşitli boyutlarda risk ve tehditleri de beraberinde getirmiştir. Birçok insanın mobil ve çevrimiçi olduğu dijital çağda, paylaşım ve iletişim sınırı olmadan, özgür ve özgün tartışma zemini oluşturan sosyal medya, fırsatlar açısından son derece önemlidir. Eğitim, araştırma ve bilgi sağlama anlamında da sosyal medya, kapılarını ardına kadar açmaktadır. Sosyal medya bireyler, toplumlar, ülkeler hatta tüm dünya üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de bilgisayar ve mobil iletişim teknoloji ve cihazlarının her geçen gün artan bir şekilde kullanılır hale gelmesiyle, bu teknoloji ve sistemleri kullanan kişilerin, büyük bir çoğunlukla bilgi güvenliğine karşı oluşabilecek risk ve tehditlerin farkında olmadığı gözlemlenmektedir. Bireyler, toplumlar ve devletlerin öncelikli ve ortak hedefi; var olmak, kendini korumak, kendine karşı oluşabilecek tehlikelere karşı önlemler almak, varlığını sürdürebilmek; kısacası güvenliğini sağlamaktır. Bu açılardan bakıldığında, güvenlik, insanoğlunun hiçbir şekilde vazgeçemeyeceği temel bir ihtiyaçtır. Bu bildiride, literatür taraması yöntemiyle, öncelikle kavramsal ve tarihsel açıdan internet ve iletişim teknolojisi üzerinde durulmakta ardından iletişim güvenliğinin bireyler ve toplumlar açısından önemine vurgu yapılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


