






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>JOURNAL OF SOCIAL, HUMANITIES AND ADMINISTRATIVE SCIENCES (JOSHAS), Yıl 2022 Sayı 59</title>
    <link>https://journalofsocial.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2460</link>
    <description>JOURNAL OF SOCIAL, HUMANITIES AND ADMINISTRATIVE SCIENCES (JOSHAS)</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>Comparative Analyses Of Local Government: Case Of Afghanistan, India And Türkiye </title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66975</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66975</guid>
      <author>Kemal YAMANShamsuddin JALALI </author>
      <description>This study analyses the systems of local government in Afghanistan, India and Türkiye. Despite of many efforts the local government in Afghanistan has still remained vulnerable and inefficient, India on the other hand as a country with a high population has built their local government based on the country’s ancient populist structures which has proved to be very efficient. Türkiye which is a country with the experience of local government practices from the times of Ottoman Empires to the current day’s republic has been able to positively improvise the local government system of the Ottoman era and make it more useful. Based on above facts this thesis studies the local government systems in terms of their concept, history, structure, public participation and local autonomy in the mentioned countries in order to find out why the local government in Afghanistan has been inefficient, why Indian local government system has proved to be very successful and how the Turkish local government system managed to be more efficient despite of having a strong centralized system of government. The findings of the research show that Afghanistan has never experienced a government that shows willingness to share their power with local authorities for this reason the country has always suffered from ineffectual local government system. While in India the authorities have been able to successfully incorporate their ancient populist structures into their legal governmental system which has proved to be very useful for the country. Türkiye is also found to have been able to build a functional local government system by changing the elitism approach of the Ottomans to the popularism approach of the republicans</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sanat Ve Güç Kavramı Üzerinden “Panoptikon” </title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=65828</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=65828</guid>
      <author>Didar Ezgi ÖZDAĞ </author>
      <description>İsmini İngiliz filozof Jeremy Bentham ‘ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelinden alan Panoptikon; bütünü gözetlemek anlamına gelmektedir. Panoptikon kavramının altında yatan ana düşünce dönemin geniş kitleleri kontrol altına alma isteğidir. İnsan, tarihin başlangıcından bu yana içgüdüsel olarak özgürlüğünü kısıtlayan her türlü eylem karşısında bazen pasif bazen de aktif bir direniş içerisine girmiştir. Öte yandan ,insanlık üstün bir gücün varlığına da ihtiyaç duymuştur. Bu üstün güç bazen bir yaratıcı ,bazen de bir insana yüklenen yönetici / lider rolüdür. Bu rolün karanlık taraflarından birisi ise gücü kontrol etme isteği ve gözetimdir. Geçmişten günümüze özellikle iktidarın kontrolü elinde bulundurma arzusu gözetim anlayışını bir çeşit kontrol mekanizmasına dönüştürmüştür. Öte yandan, hem sosyoloji hem de felsefenin temel kavramlarından olan panoptikon, bir çeşit hapishane modelidir. Pan ve opticon kelimlerinin birleşiminden oluşan bu kelime bir yeri tamamiyle gözetlemek anlamına gelmektedir. Bu model, yuvarlak bir düzeneğe kurulmuş, birkaç kattan oluşan tek odalı hücrelerden oluşmaktadır.Gözetleme endişesi ve korkusu yaymak için tasarlanan bu yapılar merkezi bir kontrol kulesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuleden tüm hücreler tek tek görülmektedir. Ancak hücrelerden ki kişiler gözetleyen kişiyi görememektedir.Bu araştırma ile, başlangıçta birhapishane modeli olarak tasarlanan bir kavramın sonrasın da felsefi bir kurama dönüşmesi sanat ve güç kavramı üzerinden sorgulanarak ele alınmıştır. Sanatın derinlikli ve gözlemci yanı, felsefe ile bütünleştiğinde “panoptikon” kavramına farklı bir bakış açısı getirilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alan Değiştiren Sınıf Öğretmenlerinin Alan Değişikliği Sonrası Karşılaştığı Sorunlar ve Bu Öğretmenler Hakkında Yönetici Görüşleri</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=65920</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=65920</guid>
      <author>Ahmet SÜMER </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı alan değiştiren sınıf öğretmenlerinin alan değişikliği yaptıktan sonra karşılaştığı sorunları tespit etmek ve bu öğretmenler hakkında yöneticilerin görüşlerini belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubu, Tokat ili Turhal ilçesinde alan değiştiren 30 sınıf öğretmeni ve bu öğretmenlerin bulunduğu okullardaki 10 yöneticiden oluşmaktadır. Araştırma, nitel araştırma desenindedir. Nitel araştırma yöntemi ile tasarlanan bu araştırmada içerik analizi yapılmış ve nitel araştırma desenlerinden olgu bilim deseni kullanılmıştır.  Araştırmanın çalışma gurubunu belirlemek için örneklem yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları öğretmenlerin; alan değişikliği yaptıktan sonra alan bilgisi konusunda yetersiz kaldığını, uyum sorunu yaşadığını göstermiştir. Ayrıca okul idarecilerinin ve velilerin bu değişikliğe sıcak bakmadığı elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen bu bulgulardan hareketle bazı önerilere yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mülteci Öğrencilerin Öğrenme Sürecinde Yaşadıkları Sorunlar</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=65982</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=65982</guid>
      <author>Ahmet ÜSTÜN Nimet Ayşegül BAŞ </author>
      <description>Türkiye tarihi boyunca çeşitli nedenlerle ülkesini terk eden göçmenlere ev sahipliği yapmıştır. Suriye’de iç karışıklık nedeniyle Türkiye’ye göç eden mülteciler belki de bu göçlerin en fazla ses getirenleri arasında yerini almıştır.  Suriye, Afganistan, Irak, İran gibi ülkelerden birçok çocuk ve genç Türkiye’ye göç etmiş ve eğitim hayatlarını Türkiye’deki okullarda devam ettirmek zorunda kalmışlardır. Bu çalışmanın amacı, mülteci öğrencilerin öğrenme sürecinde karşılaştıkları sorunları ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda 2021-2022 eğitim öğretim döneminde Amasya ilinde yer alan ortaöğretim kurumlarında çalışan ve sınıflarında mülteci öğrenci bulunan 8 öğretmen ile görüşülmüştür. Çalışma nitel bir araştırma olup, veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanarak elde edilmiştir. Veriler betimleyici bakış açısına göre analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, öğretmenler mülteci öğrencileri, aileleri ülkesinden kaçan çocuklar ve savaş yüzünden başka bir ülkeye sığınan aile çocukları olarak tanımlamışlardır. Eğitimde mülteci öğrenci sorunlarını, öğrencinin kendisinden kaynaklı, öğrencinin aile ve kendi kültüründen kaynaklı ve eğitim öğretim sisteminin eksikliklerinden kaynaklı olarak sıralamışlardır. Mülteci öğrencilerin eğitim sorunlarının giderilmesine yönelik olarak, dil ve kültür etkileşim kurslarının yaygın olarak yapılması, aileleriyle daha fazla iletişim sağlanması ve son olarak da kendi seviyelerine uygun eğitim içeriklerinin hazırlanması,  eğitim ve mülteci eğitim politikalarının geliştirilmesi şeklinde önerilerde bulunmuşlardır. Sonuç olarak, Türkiye’de her eğitim kademesinde öğrenim görmekte olan mülteci öğrenci sayısı artmaktadır. Bu bağlamda araştırmacılar, Türk eğitim sisteminde yaşanan mülteci öğrenci sorunları için yeni çalışmalar ve planlamalar yapılması gerektiği sonucuna ulaşmışlardır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İngilizce Öğretmenlerinin Mükemmeliyetçiliklerinin Çeşitli Değişkenlere Göre İncelenmesi</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66172</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66172</guid>
      <author>Pelin ÇELİK SEÇGİN Cevat EKER </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, İngilizce öğretmenlerinin mükemmeliyetçiliklerinin çeşitli değişkenlere (cinsiyet, mesleki kıdem, öğrenim düzeyi, çalışılan kurum, mezun olunan okul türü) göre incelemektir.  Bu nedenle araştırma betimsel nitelikli nedensel karşılaştırma araştırmasıdır. Araştırmanın evrenini 2021–2022 eğitim öğretim yılında Zonguldak il geneli ve ilçelerinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı’na(MEB) bağlı resmi ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında görev yapan 611 İngilizce öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 450 İngilizce öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi, evrenin %73,6’sını oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla “Kişisel Bilgiler Formu” ve “Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmada İngilizce öğretmenlerinin mükemmeliyetçiliklerinin belirlenmesi için frekans (f), yüzde (%), aritmetik ortalama (x̄) ve standart sapma (SS) kullanılmıştır. Nedensel karşılaştırma deseni için gruplar arası ortalamaların karşılaştırılmasında hangi istatistiklerin kullanacağını belirlemek amacıyla puan dağılımları incelenmiştir. Kolmogrov-Smirnov testi, çarpıklık ve basıklık katsayıları incelendiğinde puan dağılımların normal dağılım sergilediği görülmektedir. Bundan dolayı İngilizce öğretmenlerinin mükemmeliyetçiliklerini belirlenen demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için iki grup ortalamalarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplar için t testi, tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda İngilizce öğretmenlerinin mükemmeliyetçilik boyutunda kararsız olduğu, cinsiyet ve çalışılan kurum değişkenlerine göre bir fark olmadığı, mesleki kıdem, mezun olunan okul türü, öğrenim düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılıkların olduğu sonuçları bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kur’ân’ın Anlaşılmasında Pozitif Bilimlerin Verilerinden Yararlanılmasının Oluşturduğu Problemlere Dair Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66321</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66321</guid>
      <author>Rıdvan KILIÇALNurullah DENİZER  </author>
      <description>Tefsir, Allah kelâmı olan Kur’ân’ın manasını beşerin gücü nispetince tespit edebilmeyi gaye edinmiş bir ilim dalıdır. Bu gaye gerçekleştirilirken tarihî süreç içerisinde farklı yöntem ve anlayışlar ortaya çıkmıştır. Erken dönemde tefsir daha çok rivayet malzemesine dayalı olarak yapılırken, vahiy döneminden uzaklaşılması ve farklı kültürlerle etkileşim sonucunda Kur’ân’da ve sünnette doğrudan cevabı olmayan bazı soru ve sorunların ortaya çıkması, ilerleyen dönemlerde re’y ile tefsirin yaygınlaşması ve gelişmesini beraberinde getirmiştir. Ayrıca bu süreçte tefsir ilminin gelişmesi ve sistemleşmesi, Kur’ân’ı anlamada yeni yaklaşımlar ve yeni yöntemler ortaya çıkarmıştır. Bilimsel tefsir de bu yöntemlerden biridir. Bilimsel tefsir tabiri Allah’ın yaratma düzenine dair bazı işaretler vererek insanları tefekküre sevk eden kevnî âyetleri ve Kur’ân’daki çeşitli bilim dallarıyla ilişkilendirilebilecek âyetleri, çağın bilimsel verilerini esas alarak yorumlayan tefsirler için kullanılır. Bu yöntem kullanılarak hazırlanan tefsir çalışmalarında yer yer âyetlerin mana sınırlarının zorlandığı ve genel tefsir kaidelerinin dışına çıkıldığı örnekler müşahede edilmektedir. Bu durum, zaman zaman uzak te’viller yapılarak kast edilmiş olma ihtimali bulunmayan manaların âyetlere yüklenmesine ve dolayısıyla Kur’ân’ın yanlış anlaşılmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu makalede bilimsel tefsir metodunu ortaya çıkaran etkenler incelenerek modern dönemdeki bilimsel tefsir anlayışına değinildikten sonra bu tefsir metodunda pozitif bilimlerden yararlanılmasının Kur’ân’ın anlaşılması hususunda ortaya çıkarabileceği problemler, ilmî tefsir örneklerinden hareketle tespit edilmeye ve bu sorunların oluşturabileceği yanılgılar ortaya konulmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Özel Okulların Eğitim Hizmetlerine İlişkin Veli Katılımı Ve Beklentileri</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66403</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66403</guid>
      <author>Figen ÜNAL</author>
      <description>Eğitim sektörü sürekli olarak gelişmekte ve beraberinde birçok sektörü de etkilemektedir. Eğitim hizmetlerinin pazarlanması eğitim alanında büyük önem taşımaktadır. Eğitim hizmetleri pazarlanırken hizmet alıcılarının algılarını ve beklentilerini anlamak ve bu beklentileri karşılamak önemlidir. Özellikle çocuklarını özel okullara gönderen velilerin beklentileri farklı olabilir. Özel okullar için velilerin okul seçerken hangi kriterleri göz önünde bulundurdukları ve okuldan beklentilerinin neler olduğunu bilmek önemlidir. Kişisel kazancın önemini fark eden kişiler, daha iyi hizmet veren kurumlara yönelmekte ve bütçelerini kaliteli eğitim hizmeti vermeye zorlamaktadır. Bu durum veli yanlılığı sorununu ve özel okullar için rekabet ve pazarlama sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Ebeveyn seçiciliği ve okul seçimi ile ilgili seçeneklerin sayısı arttıkça, özel okulların pazardan daha büyük bir pay almak için müşteri profillerini geliştirmek için eğitim yönetimi ve eğitim ekonomisine odaklanması gerektiği açıktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yönetim Bilimine Kamu Yönetimi, Yeni Kamu Yönetimi Ve Yönetişim Kavramları Ekseninde Bir Bakış</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66479</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66479</guid>
      <author>Mehmet Seyda OZANFaruk Selahattin YOLCU </author>
      <description>Günümüzde geleneksel kamu yönetiminin odak noktası merkezi ve yerel düzeydeki devlet kurumlarının işlerliği üzerinedir. Ancak bu noktaya gelinmesinde özellikle Max Weber ve Woodrow Wilson’ın merkezi ve yerel düzeylerdeki resmi makamları siyasetin etkilerinden arındırma maksadıyla gerçekleştirmiş olduğu çalışmaların önemi büyüktür. Bu çalışma ve çabalar kamu yönetiminin bir bilim ve disiplin olarak ele alınmasını sağlamıştır.  Disiplin olarak ele alınan kamu yönetimi bir literatür oluşturmaya başlamış ve bu kapsamda teoriler, yaklaşımlar ve çeşitli araştırmalarla gelişimini sürdürmüştür. Bu evrime rağmen kamu ve özel sektör arasındaki sınırların azalması, artan karşılılıklı bağımlılıklar ve kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi gibi hususlarda kamu yönetiminin tatminkâr bir perspektif sunmayışı geleneksel kamu yönetiminin sorgulanmasına yol açarken yeni kavram ve paradigmaların da önünü açmıştır. Bu durum yeni düşünce biçimlerinin çekiciliği ve geleneksel kamu yönetiminin büyük karmaşık organizasyonları yönetme pratiğini yalnızca kurallara bağlı ve esnek olmayan şekilde ele almasıyla açıklanmıştır. Bu kapsamda ortaya çıkan ve geleneksel kamu yönetiminden sonra gelen Yeni Kamu Yönetimi (YKY) ve yönetişim gibi kavramlar/yaklaşımlar adeta kamu yönetimin ortaya koymuş olduğu mirastan yola çıkarak teorik altyapılarını oluşturmuşlardır. Bu çalışmanın amacı kamu yönetimi, YKY ve yönetişim kavramları arasındaki ilişkiyi yönetim bilimi ekseninde incelemektedir. Bu kapsamda çalışmada kamu yönetiminden YKY’ye ve yönetişime doğru gerçekleşen paradigma kaymaları hakkında bir perspektif ortaya koyulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Pandemi Sürecinde Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Ebeveynlerinin Duygu Sosyalleştirme Davranışlarının İncelenmesi</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66499</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66499</guid>
      <author>Yahya ATEŞPOLATMüdriye YILDIZ BIÇAKÇI </author>
      <description>Bu araştırmada okul öncesi dönemde çocuğu olan ebeveynlerin pandemi sürecinde çocuklarının duygu sosyalleştirme davranışlarının incelenmesi amaçlayan betimsel bir çalışmadır. Çalışma Elazığ ilinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel 9 okul öncesi eğitim kurumunda pandemi öncesi ve sonrasında eğitim bu kurumlarda eğitime devam eden 87 çocuğun ebeveyni ile 87 çocuğun ebeveyni (%26.4’ü 29 yaş ve altı ,%62.1’i 30-39 , %11.5’i 40-49 yaş aralığındadır. Araştırmaya dâhil olan anne katılımcıların yaşları ortalaması 32,53±5,43, en az 25 ve en fazla 46 yaş; baba katılımcıların yaşları ortalaması 34,79±3,95 en az 26 ve en fazla 45 yaş) ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Ebeveynlerin çocuklarının duygu sosyalleştirme davranışlarını ölçebilmek amacıyla Fabes ve arkadaşları tarafından (1990), geliştirilmiş, Yağmurlu ve Yavuz (2013), tarafından Türkiye uyarlanmış Çocukların Olumsuz Duygularıyla Baş Etme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada ebeveynlerin sıkıntılı tepki düzeylerinin, cezalandırıcı tepki düzeylerinin ve küçümseyici tepki düzeylerinin pandemi sürecinde daha fazla olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin duygu ifadelerini teşvik etme düzeylerinin, duygu odaklı tepki düzeylerinin ve problem odaklı tepki düzeylerinin ise pandemi öncesinde daha fazla olduğunu görülmüştür. Araştırmada pademi öncesinde çocukların cinsiyetine göre ebeveynlerin duygu sosyalleştirme davranışlarında farklılık olduğu görülmüştür. Pandemi sürecinde ebeveynlerin öğrenim durumlarının, çocukların cinsiyetlerine ve doğum sıralarına göre ebeveynlerin duygu sosyalleştirme davranışlarında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda ebeveynlerin duygu sosyalleştirme davranışlarının pandemi öncesinde daha fazla olduğu görülürken, pandemi sürecinde ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin pandemi öncesine göre yıprandığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müziğe Göre Halk Oyunları “Giresun Örneği”</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66544</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66544</guid>
      <author>Gökhan HAMZAÇEBİ</author>
      <description>Folklorun alt başlıklarından olan ve en önemli ögelerinden birini teşkil eden halk oyunları, ait olduğu yörenin, müziği, kostümü, oyun çeşitliliği, yapısı ve tavırlarıyla tarihsel geçmişinden geleceğe aktarılan kültür birikimlerinin göstergesidir. Folklorik ürünler müzik ve danssız düşünülemez. Müzik ve dans olgusunun birlikte geliştiği bilinmekte ve Giresun’da kadim dönemlerden itibaren yaşayan yöre insanının kültürel açıdan zenginleştiği tesadüf değildir. Yörelere ait danslar müziklerine göre düzenli ve düzensiz olarak iki türlü karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda söz konusu olan bu iki kavrama açıklık getirerek Giresun yöresinde oynanan halk oyunları türlerini incelemek amaçlanmıştır. Giresun yöresi halk oyunlarını geçmişten günümüze kadar olan bilgilerden yararlanarak, oyunları müzikal bakış açısıyla anonimleşme süreci yönünden incelenecektir. Çalışmamızın amacı geleneksel derlemelerden yaralanarak oyun ve müzik ilişkisini ortaya koymaktır. Araştırmaya literatür çalışmasıyla birlikte yörenin genel özellikleriyle başlayıp oyun ve müzik arasındaki ilişkiler yönünden incelenmiştir. Geleneksel özellikleriyle toplumun kültür ve kimliğini ifade eden halk oyunları, aynı zamanda ait olduğu kültürün aynası olduğu gibi geçmişten bilgiler verilerek, Giresun yöresi halk oyunları, oyun derlemeleri ve müzik derlemeleriyle birlikte derlenerek kayıt altına alınması, Giresun yöresine ait halk oyunlarının gelecek nesillere aktarılmasına katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Giresun yöresi oyun türlerinde figüratif açıdan müzik birlikteliğini açıklamak ve düzenli ve düzensiz oyunlar başlığı altında olmak üzere ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İstanbul’da Piyano Eğitiminin Başlangıç Tarihçesine Özet Bir Bakış</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66546</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66546</guid>
      <author>Emine Ceylan ÜNAL AKBULUT</author>
      <description>Piyano 18.yüzyılda keşfedilmiş bir enstrüman olup tüm dünyada kullanılmaktadır. Eğitim repertuarı da aynı şekilde son derece yaygındır. Piyanoyu çalma konusunda farklı ülkelerde çeşitli ekoller oluşmuştur. Günümüzde çalınan piyanonun Türk topraklarına gelişi Osmanlı İmparatorluğunda 19.yüzyılda olmuştur. Sarayda padişahlardan başlayarak şehzadeler, sultanlar Avrupa’dan getirtilen eğitmenlerden ders almışlardır. Sonrasında ülkenin eğitimli aileleri de çocuklarına piyano dersi aldırmaya başlamışlardır. Özellikle İstanbul’da yüzyılın sonunda piyano eğitmeni sayısı oldukça artmıştır. Cumhuriyetin kuruluşu ile açılan konservatuar ve Muallim Mektebi ile piyano eğitimi kurumsallaşmıştır. Bugüne geldiğimizde sayıları 100’ü geçen okulumuzda piyano eğitimi verilmektedir. Bu okullar Konservatuarlar, Güzel Sanatlar Liseleri, Müzik Fakülteleri/Bölümleridir. Piyano eğitimine dün olduğu gibi bugün de ilgi oldukça fazladır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rehberli Araştırma -Sorgulama Yaklaşımına Göre Yapılan Fen Öğretiminin Köy Ortaokulu Öğrencilerinin FeTeMM Tutumlarına Etkisi</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66559</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66559</guid>
      <author>Emine KALEHatice GÜZEL </author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, rehberli araştırma- sorgulama yaklaşımına göre yapılan fen öğretiminin ortaokul öğrencilerinin Fen-Teknoloji-Mühendislik-Matematik (FeTeMM) tutumlarına etkisini araştırmaktır. Çalışma grubunu, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Şanlıurfa ili Eyyübiye ilçesine bağlı bir köy ortaokulunda öğrenim gören 20' si deney ve 20'si kontrol grubunda olmak üzere toplam 40 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma da veri toplama aracı olarak FeTeMM Tutum Ölçeği kullanılmıştır Çalışmada ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarının karşılaştırmalarında Mann Whitney U-Test, grupların kendi içindeki karşılaştırmalarında Wilcoxon İşaretli Sıralar Testinden yararlanılmıştır.  Deney grubunda dersler rehberli araştırma–sorgulama yaklaşımına göre, kontrol grubunda ise yapılandırmacı yaklaşımın 5E modeline göre işlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre deney ve kontrol grubu öğrencilerinin FeteMM Tutum Ölçeği son testinden aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür.  Rehberli araştırma -sorgulama yaklaşımına göre yapılan fen öğretiminin deney grubu öğrencilerinin ve 5E yaklaşımına göre yapılan fen öğretiminin kontrol grubu öğrencilerinin FeTeMM Tutum Ölçeği son test puanları arasında istatistiksel olarak bir farklılık oluşturmadığı söylenebilir. Çalışmanın Covid-19 pandemi sürecinde yapılması, öğrencilerin olanakları iyi olmayan bir köy ortaokulunda öğrenim görmeleri, FeTeMM’e yönelik her etkinliğin yapılamaması da böyle bir bulgunun ortaya çıkmasına neden olmuş olabilir. Köy ortaokullarında öğrenim gören öğrencilere FeTeMM’e yönelik etkinliklerin yapılabilmesi açısından gerekli desteklerin sağlanması gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ve Kariyer Uyumu Arasındaki İlişki</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66582</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66582</guid>
      <author>Hacı Arif DOĞANÜLKÜ</author>
      <description>&lt;ol start="21"&gt;&#13;
&lt;li style="text-align: justify;"&gt;yy. itibari ile kariyer anlayışının değişmesi ile birlikte, kariyer uyumu özellikle üniversite öğrencilerinin sahip olmaları gereken önemli yetkinliklerden birisi haline gelmiştir. Bunun yanında 21. yy. ile kariyer dünyası birçok belirsizliği de yapısında barındırır hale gelmiştir ve buda bireylerin belirsizliğe karşı tahammülsüzlük düzeyleri üzerinde etkili olabilmektedir. Dolayısıyla üniversite öğrencilerin kariyer uyum düzeyleri ile belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasındaki ilişki örüntüsünü ortaya koymak çok önemli hale gelmiştir. Bu bağlamda yürütülen bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin belirsizliğe tahammülsüzlükleri ile kariyer uyumları arasındaki ilişkileri ortaya koymak ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün kariyer uyumu üzerinde yordayıcı olup olmadığını test etmektir. Araştırma nicel araştırma yaklaşımlarından ilişkisel modelde kurgulanmıştır. Katılımcılar Çukurova Üniversitesi’nde öğrenim gören 202 kadın (%63.3), 117 erkek (%36.7) olmak üzere toplamda 319 lisans öğrencisinden oluşmaktadır. Katılımcıların yaş aralığı 18 ile 27 arasında değişmektedir (Ort = 20.24, Ss = 1.33). Araştırmada veri toplamak amacıyla “Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği” ve “Kariyer Uyum Yetenekleri Ölçeği-Kısa Form” kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde Pearson Momentler Çarpım Korelasyonu ve regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda belirsizliğe tahammülsüzlüğün kariyer uyumu ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün kariyer uyumu üzerinde yordayıcı güce sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Belirsizliğe tahammülsüzlük kariyer uyumundaki değişimin %24’ünü açıklamaktadır. Ulaşılan sonuç ilgili alanyazın bağlamında tartışılmıştır. Ayrıca uygulayıcı ve araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.&lt;/li&gt;&#13;
&lt;/ol&gt;</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Günümüz ve Gelecekteki Teknolojinin Psikoterapi Uygulamalarına Etkisi ve Etik Tartışmalar</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66590</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66590</guid>
      <author>Nagehan AKGÖZSelami Varol ÜLKER ,Remziye KESKİN ,İdil ARASAN DOĞAN </author>
      <description>Her bilim dalında olduğu gibi psikoloji de yıldan yıla gelişim göstermiş ve yeni kuramların ortaya çıkmasıyla kullanılan terapötik yöntemler derinlik kazanmıştır. Önceleri sadece aynı ortamda ve yüz yüze gerçekleşen psikoterapiler, günümüzde online platformlarda oldukça sık kullanılmaktadır.  Çevrimiçi psikoterapi olarak ifade edilen bu yöntem, hem psikolog hem de danışan için yüz yüze psikoterapilere kıyasla sağladığı birçok avantaj bakımından öne çıkmaktadır. Bu durumun aynı zamanda terapinin sürekliliğine de katkı sağladığı bilinmektedir. Günümüzde olan ve gelecekte var olabilecek teknolojilerin psikoterapi alanına nasıl yansıdığını öngörmeye ve sürecin etik ilkelere uygun olup olmadığını teorik açıdan inceleyen bu çalışma, internet tabanlı teknoloji, giyilebilir teknoloji ve yapay zekayı baz alarak gerçekleştirilmiştir. Literatür incelendiğinde çalışmalar geleneksel uygulamaların hakimiyetini sürdürmesi beraberinde, internet tabanlı ve giyilebilir teknolojilerin psikoterapi alanına etkisinin yüksek olduğu görülmüştür. Derin öğrenmeye sahip bir yapay zekâ var olmasa da oluşturulan insansı robotlar duygularımızı ve tercihlerimizi harekete geçirecek gibi görünmektedir. Araştırmalarda elde edilen sonuçlara göre çevrimiçi ortamda yapılan psikoterapiler etik bir risk barındırmamakla birlikte yetersiz kalabilmektedir. Diğer taraftan çevrimiçi psikoterapilerin, terapiye ulaşımın zor olduğu durumlarda ve bazı kişiler için olumlu algılanması sebebiyle kullanılabilirliği yüksek görünmektedir. Teknolojinin yeni dalları olan giyilebilir teknolojilerin de psikoterapiye faydalı şekilde entegre edilebileceği çalışmalarla gösterilmiştir. Her durumda etik kurallar çerçevesinde risklerin hesaplanması, terapist ve danışan ilişkisinin koruması psikoterapinin ilkeleri bakımından yararlı olacaktır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Engelli Kimlik Yaklaşımları Açısından 20. Yüzyıldan Günümüze Türkiye’de Görme Engelli Müzisyenler: Selim Kerim Altınok Örneği</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66617</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66617</guid>
      <author>Yusuf DUMLUPINAR</author>
      <description>Bu araştırmada, engelli bireylerin toplumsal yaşam ve kimlik mücadeleleri bakımından görme engelli müzisyenlerin rolünün incelenmesi esas alınmıştır. Bu doğrultuda, 20. Yüzyıldan günümüze müzik ve sosyal bilim alanlarında başarıları ile toplumsal dönüşüm ve farkındalık kültürüne dokunan görme engelli müzisyenlerin sağladığı değerler üzerinde durulmuştur. Altınok kardeşler, bu çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Bunun dışında, 20. Yüzyıla damgasını vurmuş diğer ünlü görme engelli müzisyenlerin de empati kültürünün geliştirilmesine ve kimlik mücadelesi bakımından görme engellilerin yaşamsal stratejilerine getirdiği kazanımlar önemli görülmüştür. Araştırmamızda, kimlik inşası bakımından gerekli teorik ve sosyolojik bakışa dair lüteratür değerlendirmesi yapılarak, görme engelli müzisyenlerin sokaktan akademiye uzanan düzlemde toplum hayatının çağdaşlaşması ve engelli bireylerin daha eşit ve farkındalıklı bir toplumla birlikte yoluna devam etmeleri önemli bir sonuç olarak nitelendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, eğitim faktörünün engellilerin toplumsal entegrasyonu açısından önemli bir işlevi olduğu düşünülerek, görme engelli müzisyenlerin bu doğrultuda önemli ve bütünleştirici bir rol üstlendikleri sonucu elde edilmiştir.  Bu bakımdan, görme engelliler okullarının, dernek vb. Sivil toplum kuruluşlarının da işlevsel bir değer yaratığına referansla, 20. Yüzyıldan günümüze güzel işler başarmış görme engelli kimselerin, ya okul ya da dernek gibi toplumsal yapılardan beslendikleri ve bu kollektif bilincin ise, aydiyet duygusunun geliştirilmesinde ve farkındalık kültürünün yaygınlaştırılmasında önem taşıdığı düşünülmüştür.&#13;
Araştırma, kaynak tarama yöntemine ve Altınok kardeşlerle yapılan kişisel görüşme verilerine dayanılarak gerçekleştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>A Tükenmişlik Ölçeği-35’in Geliştirmesi ve İlk Geçerlik Çalışmaları</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66660</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66660</guid>
      <author>Arkun TATARNevin KILIÇ  ,Sami ÇAMKERTEN  </author>
      <description>&lt;p class="Sol10" style="text-align: justify;"&gt;Bu çalışmada, önce tükenmişliğin değerlendirilmesine yönelik bir ölçeğin geliştirilmesi, daha sonra geliştirilen ölçeğin psikometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada ilk olarak araştırmacılar tarafından, ilgili çalışmalar doğrultusunda, tükenmişliği değerlendirme amacıyla 143 madde belirlenmiştir. Bu doğrultuda iki farklı katılımcı grubunda iki ayrı çalışma yürütülmüştür. Birinci çalışmada, kesitsel desen kullanılarak kolay örnekleme yoluyla çeşitli meslek ve kurumlardan seçilen 680 çalışandan (18-65 yaşları arasında (ort. = 32,98 ± 11,16 yıl) 377 kadın ve 303 erkek) veri toplanmıştır. Geçerlilik çalışması için tüm katılımcılara, madde havuzu (143 madde) ile birlikte Tükenmişlik Ölçeği verilmiştir. Ölçek maddeleri, madde tepki kuramı (iki parametreli doğrusal model), açıklayıcı faktör analizi ve madde analiziyle incelenmiştir. Bu çalışma ile bu analizler kullanılarak hedef ölçek için 35 madde seçilmiştir. Bu çalışmada, geliştirilen ölçek 0,93 iç tutarlılık güvenirlik katsayısı göstermiştir. İkinci çalışmaya, 414 çalışan (19-63 yaşları arasında (ort. = 34,25 ± 9,69 yıl) 216 kadın ve 198 erkek) katılmıştır. Bu aşamada kriter bağıntılı geçerlik çalışması için tüm katılımcılar, A Tükenmişlik Ölçeği-35 ve Tükenmişlik Ölçeği’ni doldurmuşlardır. Bu çalışmada, yeni geliştirilen ölçek 0,93 iç tutarlılık güvenirlik katsayısı göstermiştir. Ayrıca yeni geliştirilen ölçek ile diğer ölçek arasındaki korelasyon katsayısının 0,93 olduğu görülmüştür. Başka geçerlik çalışmalarına ihtiyaç duyulsa da elde edilen sonuçlar, yeni geliştirilen ölçeğin temel test gerekliliklerini karşıladığını göstermiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Devlet Teşviklerinin Bağımsız Denetimi Ve Bir Vaka Analizi</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66671</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66671</guid>
      <author>Tuğba KÜÇÜKNazif ÇALIŞ ,Özlem DOĞAN </author>
      <description>Devlet teşvikleri, toplumun refah düzeyini arttırmak ve ekonomisini uzun vadede geliştirmek amacıyla işletmelere verilmektedir. Türkiye’de teşvik sistemi ekonominin geliştirilmesi ve bölgesel dengesizlikleri gidermek amacıyla yapılmaktadır. İlgili teşviklerin amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının kontrolü teşviklerin tahsis edilmesi kadar önemli bir konudur. Yerinde kullanılmayan devlet teşvikleri kaynak israfına sebep olarak ülke ekonomisine de zarar vermektedir. Bu çalışmada, devlet teşviklerinin bağımsız denetim süreci örnek bir vaka analizi yapılarak ele alınmıştır. Bu kapsamda devlet teşviklerinin bağımsız denetimi esnasında izlenen süreç ortaya konmuş ve işletme kayıtlarına etkisi ele alınmıştır. Devlet teşvikleri, TMS-20’ Devlet Teşviklerinin Muhasebeleştirilmesi Ve Devlet Yardımlarının Açıklanması Standardı’ nda yer alan brüt yönteme göre muhasebeleştirilmiştir. Denetim sürecinde ise devlet teşviklerinin kilit denetim konusu olarak belirlenmesi açısından ele alınmıştır. Devlet teşviklerinin bağımsız denetimi sayesinde, hem işletme hem de devlet açısından teşviklerin amacına ulaşıldığı sonuna varılmıştır. Çalışma devlet teşviklerinin bağımsız denetimiyle ilgili olarak bir rehber niteliği taşımakta olup literatüre katkı sağlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kişilik Gelişiminde Genetik Faktörler Ve Toplumsal Yapının Rolü: Mahmûd Teymûr’un Selvâ Fî Mehebi’r-Rîh Adlı Romanında Bireyin İnşası</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66719</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66719</guid>
      <author>Asiye ÇELENLİOĞLU</author>
      <description>Modern Mısır edebiyatında anlatı türünün hem batılı forma kavuşması hem de içerik olarak yerel renklerine bürünmesi için gösterilen çaba hikâye sanatında olduğu gibi romanın doğuşunda da etkili olmuştur. Hikâye sanatının ana çizgilerine kavuşmasında önemli bir isim olan Mahmûd Teymûr (1894-1973) 1930’lu yıllardan itibaren yazdığı analitik gerçekçi hikâyelerle Mısır halkının sadece fotoğrafını çekmekle kalmamış modernitenin toplumsal yapıda meydana getirdiği değişimin aile ve birey üzerindeki etkisine de işaret etmiştir. Az sayıda roman kaleme alan Teymûr’un &lt;em&gt;Selvâ fî Mehebi’r-Rîh&lt;/em&gt; (&lt;em&gt;Rüzgârda Savrulan Selvâ&lt;/em&gt;, 1944) adlı romanı bireyin kişilik gelişiminde etkili olan genetik özelliklerle aile ve çevrenin etkisine odaklanan, böylelikle toplumsal yapının değişimindeki temel faktörleri irdeleyen önemli bir yapıttır. Sanayi devrimi sonrası yeni bir disiplin olarak karşımıza çıkan sosyolojinin Batı toplum yapısına odaklanmasına benzer şekilde Mısır’da değişimin yaşandığı süreçte bireyi kuşatan faktörleri etüt eden bu eser değişime doğru bir rota çizmenin ip uçlarını da içermektedir. Roman bu çerçevede değerlendirilecek ve söz konusu dönemde toplumsal yapıdaki sorunsallara işaret edilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orta Muallim Mektebi Ve Eğitim Enstitülerinde Okutulan Öğretmenlik Meslek Bilgisi Dersleri Üzerine Bir İnceleme (1926-1982)</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66762</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66762</guid>
      <author>Refik TURAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak ortaokul öğretmeni yetiştirmek amacıyla açılan ve 1928-1982 yılları arasında faaliyette bulunan Orta Muallim Mektebi ile eğitim enstitülerinde okutulan öğretmenlik meslek bilgisi kategorisindeki dersleri nicel olarak incelemek ve tarihsel süreç içerisinde meydana gelen değişimi ortaya koymaktır. Araştırmada nitel veri toplama yöntemi olan doküman incelemesi ve betimsel analiz tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmada temel materyaller olarak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanarak uygulanan söz konusu okullarla ilgili yönetmelik, talimatname, haftalık ders çizelgesi, müfredat programı vb. resmi dokümanlar kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 1931 yılında program içinde yaklaşık % 18 oranında bir ağırlığa sahip olan öğretmenlik meslek bilgisi derslerinin 1940’lı yıllarda % 8’e düştüğü, Eğitim enstitülerinin açılmasıyla birlikte 1946 yılından itibaren öğretmenlik meslek bilgisi dersleri içerisinde psikoloji temelli derslerin oranının arttığı anlaşılmıştır. Ortaokul öğretmeni yetiştiren ilk okulun açıldığı 1926 yılından eğitim enstitülerinin önce yüksek öğretmen okullarına dönüştürülüp daha sonra ise 1982 yılında üniversitelerin bünyesine alınmasına kadar geçen süreçte bu okullarda okutulan öğretmenlik meslek bilgisi dersleri gittikçe eğitimle ilgili daha farklı alanları kapsayacak şekilde çeşitlenmiş, program içindeki ağırlığı ise % 7,3 ile 18,3 arasında değişkenlik göstermiştir.  </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Forfaiting İşlemlerinde Oluşan Ertelenmiş Gider ve Gelirin Muhasebeleştirilmesi</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66790</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66790</guid>
      <author>Bilal GEREKANOguz Yusuf ATASEL </author>
      <description>Forfaiting, mal ve hizmet ihracatından doğan orta ya da uzun vadeli bir alacağın rücu hakkı olmaksızın forfaiting şirketine devredilerek tahsil edilmesidir. Forfaiting işleminde forfaitist (alacağı devreden ihracatçı), forfaiter (alacağı satın alan forfaiting şirketi), ithalatçı (borçlu) ve garantör banka (ithalatçının borcunu ödeme garantisi veren kurum) olmak üzere dört taraf bulunmaktadır. Forfaiting işlemi, ihracatçı işletmenin orta ya da uzun vadede finansman sağlamak amacıyla nezdinde bulunan alacak senedini belirli bir komisyon ve ücret karşılığında forfaiting şirketine devretmesiyle başlamaktadır. Söz konusu ücret ve komisyon ihracatçı işletme için bir gider iken, forfaiting şirketi için bir geliri ifade etmektedir. Sözleşme kapsamında ortaya çıkan bu giderin/gelirin muhasebeleştirilmesi konusunda Türkiye Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) ile vergi mevzuatı arasında bir takım farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar, ertelenmiş gider ve ertelenmiş gelire neden olmakta ve bunun sonucu olarak da ertelenmiş vergi yükümlülüğü ve ertelenmiş vergi varlığı oluşmaktadır. Forfaiting işleminde oluşan gider ve gelirin doğru bir şekilde kaydedilmesi, finansal bilginin ihtiyaca ve gerçeğe uygun olarak raporlanmasının bir gereğidir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, forfaiting işlemlerinde taraflara ait oluşan ertelenmiş gider ve gelir ile ertelenmiş vergi yükümlülüğü ve varlığının ne şekilde muhasebeleştirileceğini ortaya koymaktır. Türkiye Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartları çerçevesinde ele alınan muhasebeleştirme işlemleri ihracatçı işletme ve forfaiting şirketi açısından karşılaştırmalı olarak verilmiş ve uygulama yardımıyla konu örneklendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Japon Sanatı Üzerine Görsel Bir Okuma: Andō Hiroşige Ve Sakura</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66805</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66805</guid>
      <author>Esra YILDIRIM</author>
      <description>Andō Hiroşige, Japon sanatında altı büyük ukiyo-e ustası arasında yer almaktadır. Diğer ustalar Suzuki Harunobu, Kitagawa Utamaro, Torii Kiyonaga, Tōşūsai Şaraku ve Katsuşika Hokusai’dir. Utagawa Hiroshige olarak da bilinen ukiyo-e ustası Andō Hiroşige, sanatçı olmasının yanısıra Japon bir itfaiyecidir. Bu araştırmada Japon sanatının dönemlerine değinilerek; tahta baskı sanatçısı Hiroshige’nin, Yeni Fuji, Meguro, Edo’nun Yüz Ünlü Manzarasında No. 24 isimli eseri üzerine bir okuma yapılmaktadır. Sözü edilen bu eserin, hem konu-anlatım elemanlarının sanatsal ve estetik analizi yapılmaktadır. Hem de form-ifadeye, konu anlatıma dair biçimsel ve estetik öğelerin anlamlandırılması gerçekleştirilmektedir. Eserde, Edo’daki Chiyogaike Göleti’ndeki kiraz ağaçları ve manzaraya yerleştirilen figürler betimlenmektedir. Meguro Nehri vadisindeki tepede bulunan bu gölü ve Japon kültüründe ayrıcalıklı bir konumda olan pembe-beyaz çiçekleri ile sakura ağaçlarını, sanatçı bu eserinde konu edinmiştir. Hayatın metaforik bir yansıması olarak bilinen sakura, barındırdığı sembolik anlamları ile araştırmanın temasını oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden olan literatür taraması sonucu elde edilen veriler değerlendirilmektedir ve Japon sanatının dönemlerinden kısaca bahsedilmektedir. Bu dönemler arasında Jōmon, Yayoi, Kofun, Asuka ve Nara, Horyu-ji, Tōdai-ji, Heian, Kamakura, Muromachi, Azuchi Momoyama ve Edo bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sultan II. Mehmed'in Şüpheli Ölümü</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66846</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66846</guid>
      <author>Serhat SOYŞEKERCİ</author>
      <description>Bu makalenin ilgi odağı Osmanlı hanedanı Sultan II. Mehmed’in ölümüdür. Makalenin ilgi odağını çerçeveleyen ortamı ise II. Mehmed’in ölüm nedenine dair birtakım şüpheler oluşturmaktadır. Bu iki türlü ele alınabilir. Birincisi, hanedanın zehirlenerek öldürülmesi; ikincisi ise hastalığına bağlı olarak kendiliğinden gerçekleşen ölümüdür. Ancak ilginç şekilde II. Mehmed’in hangi gün ve hangi saatte öldüğü bilinmesine rağmen ölüm nedeni bilinmiyor. İlk kez Aşıkpaşazâde tarafından “şarab-ı fariğ” olarak tarif edilen şurubun ağrı kesici mi, ağrıyı alevlendirici mi, yoksa öldürücü etkiye sahip bir zehir mi olduğu konusu, II. Mehmed’in ölüm nedenine ilişkin şüpheleri artırmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mobbing Algısının Demoğrafik Faktörlere Dağılımı: Banka Çalışanları Üzerinde Bir Araştırma</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66908</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66908</guid>
      <author>Ümran ZAZA Kasım KAYA </author>
      <description>Bu çalışmada Şanlıurfa ilinde banka çalışanlarının demografik faktörler bakımından mobbing algıları incelenmiştir. Banka çalışanlarının mobbing algıları araştırılmış olup bu algıların demografik farklılıklara göre nasıl dağıldığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Şanlıurfa ilindeki banka çalışanlarının mobbinge uğrama düzeylerinin belirlenmesi ve katılımcıların demografik özelliklerinde de anlamlı bir farklılık olup olmadığını tespit etmek örgütler ve işletme çalışanları açısından önem arz etmesi sebebi bu çalışmanın amacını ortaya koymaktadır. Elde edilen veriler yörüngesinde işletmeler ve çalışanları için farkındalık yaratmayı amaçlayan bu çalışma aynı zamanda işletmelerin ve çalışanlarının mobbing ile mücadele edebilmesinde yol gösterici olmayı hedeflemektedir. Şanlıurfa ili banka çalışanları üzerine yapılan bu çalışmada demografik faktörler bakımından çalışanlar üzerinde etkisi olup olmadığı araştırılmış olup varsa nasıl bir etki oluşturduğu incelenmiştir. Bu çalışma için Harran Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Etik kurulundan 11.11.2020 tarih ve 2020/95 sayılı karar ile izin alınmıştır. Araştırma verileri değerlendirildiğinde mobbing’in katılımcıların cinsiyetlerine, yaşlarına, eğitim durumlarına, medeni haline, sektördeki tecrübesine, aylık gelir düzeylerine göre anlamlı farklılıklar oluşturduğu gözlemlenmiştir. Şanlıurfa ilinde faaliyet gösteren bankalarda çalışan bireylerin cinsiyetlerine göre kadınların erkeklerden daha fazla, medeni durumlarına göre bekârların evlilerden daha fazla, iş yerindeki statüleri açısından yönetici grubunda olan bireylerin ast grubunda olan bireylere göre daha fazla, bireylerin yaşlarına göre 25-35 yaş aralığında olan katılımcıların diğer yaş gruplarına göre daha fazla, eğitim düzeyleri açısından lisans eğitim düzeyinde olan katılımcıların diğer eğitim düzeylerine göre daha fazla, aylık gelir düzeyleri açısından 3000 TL ve altı aylık gelir düzeyinde olan katılımcıların diğer gelir düzeyindeki katılımcılara göre daha fazla, mesleki deneyimleri ve sektördeki mesleki deneyimleri açısından 1-5 yıl arasında deneyimleri olan bireylerin diğer gruptaki bireylere göre daha fazla mobbinge maruz kaldıkları belirlenmiştir. Elde edilen veriler yörüngesinde işletmeler ve çalışanları için farkındalık yaratarak mobbing’le mücadele konusunda öneriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye Futbol Süper Liginde Oynayan Takımların Instagram Takipçi Rakamlarının Değerlendirilmesi: Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş Ve Trabzonspor Örneği</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66909</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66909</guid>
      <author>Vahit KÜÇÜKATÇEKENFevzi KARALAR ,Kübra YAĞAN  ,Hakan SUNAY </author>
      <description>Gelişen teknoloji ile önemi artan sosyal medya kavramı, spor paydaşları açısından stratejik bir öneme sahiptir. Buradan yola çıkarak spor kavramı içerisinde iletişimin bir kolu olan sosyal medya ve bu bağlamda sosyal medya takipçi rakamları tüm disiplinlerde önemli hale gelmiştir. Çalışmamızın temel hatlarını oluşturan Sosyal Medya kavramı çalışmanın amacına ulaşmada önemli bir rol üstlenmektedir. Bu doğrultuda sosyal medya ağlarından olan İnstagram platformu araştırmamıza ışık tutmuştur. Araştırmamızın amacı Türkiye Futbol Süper Liginde Oynayan Takımların İnstagram Takipçi Rakamlarının Değerlendirilerek takımlara ne gibi katkı ve olanaklar sunduğunu tespit etmektir.&#13;
Araştırma sonuçlarının gelecek çalışmalara temel oluşturması hedeflenmiş ve nitel yöntemlerden birincil ve ikincil kaynak tarama tekniği kullanılmış ve araştırma konusuna ilişkin bilim insanları tarafından kaleme alınmış ulusal ve uluslararası bilimsel makaleler, yayımlanmış tezler, bilimsel kitaplar ve kulüplerin resmi sosyal medya kanallarından alınan veriler kullanılmıştır. Araştırmamızda elde edilen verilerin analizleri ve yorumlanması sonucunda, Sosyal Medya kavramı spor kulüpleri için bir iletişim zorunluluğu haline gelmekle birlikte özellikle son yıllarda İnstagram uygulaması, birçok fırsatı da beraberinde sağladığı görülmüştür.&#13;
Ayrıca İnstagram üzerinden takipçi sayısı ne kadar üst rakamlarda olursa gerek kurumsal imaj gerekse de kulüplerin online satış kanallarında artışların da olduğu görülmektedir. Sonuç olarak iletişim faktörünün önemli bir yer tuttuğu günümüz dünyasında spor kulüplerinin iletişimden uzak bir stratejiden bahsetmek pek mümkün değilken, sadece sportif başarı değil aynı zamanda kulüplerin belirlediği iletişim stratejileri taraftarlar açısından önemli yer tutmaktadır. Bu bağlamda kulüplerin İnstagram takipçi sayıları ve diğer farklı sosyal medya kanallarındaki kullanıcı sayılarının payı büyüktür.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Stratejik Planlamanın Gerekliliği Ve Kamuda Uygulanma Örneği</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66913</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66913</guid>
      <author>Erdal DEMİRHalil ERBAY ,İbrahim ÇIĞIRGAN </author>
      <description>Ekonomik gelişmelere bağlı olarak dünyada oluşan küreselleşme olgusu çerçevesinde kurum, kuruluş ve şirketlerde ortaya çıkan pazardan pay edinme çabasıyla beraber ortaya çıkan rekabetçi ortam günümüz yaşam biçiminin vazgeçilmez bir unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu mevcut ortamda kurumların ayakta kalabilmek adına kısa ve uzun vadeli planlamalar yapması oldukça değerli hale gelmiştir. Bütün bahsedilenler ışığında strateji planlamanın kurumlar için ne denli önemli olduğu görülmektedir. Aynı amaca hizmet eden kurumlar bile farklı stratejilerle ilerlemelerini sağlamakta ve kendi içlerinde bir rekabet oluşturmaktadır ve bu yönüyle bile kurumların planlama yapmaları bir zorunluluktur. Strateji bu yüzden de önemlidir çünkü strateji varsa fırsat vardır. Kurumların geleceği de o fırsatı iyi değerlendirmekten geçmektedir. Küreselleşmenin bir sonucu da stratejilerini fırsata çevirebilenleri kazanabilir kılmasıdır. Bu kullanım ister kâr amaçlı olsun ister olmasın rekabet boyutunda geleceği planlamayanların fırsatları kendi lehlerinde kullanamayacağı sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada, kamuda stratejik planlama konusunda yapılması gereken çalışmaları anlaşılır kılmak suretiyle stratejik planların kamudaki önemine vurgu yaparak katkı sağlamaktır.   </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dinlerarası Diyalog İle İlgili Soru Ve Şüphelere Cevaplar</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66231</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66231</guid>
      <author>Davut AYDÜZ</author>
      <description>Müslümanlar açısından dinlerarası diyaloğun ve farklı din ve kültüre sahip kimselerle bir arada hayat sürmenin hem dinî temelleri mevcuttur, hem de, entelektüel esasları. Bu çerçevede bu temelleri işletmek ve dünyamızın müşterek yaşamı içerisinde Müslümanlar da etkili bir rol almak arzu ediyorlarsa, tarihte pek çok güzel misallerini gördüğümüz bu anlayışı tekrar gündeme getirmek, yeniden değerlendirmek durumundadırlar. Bunu gerçekleştirmek için önümüzde ne dînî, ne de entelektüel bir mani vardır. Öyleyse bilim ve teknolojinin bize verdiği imkânlarla küçülerek bir köy haline gelen bu yerkürede; kişiler, toplumlar, uygarlıklar arasında diyalog mecburi bir gereklilik olmuştur. Medeniyetlerin çatışması üzerine inşa edilen tezlerin ve geliştirilen teorilerin, yirmi birinci yüzyılda itibar görmemesi ve dünya barışının sağlanabilmesi için dinlerarası diyaloğa önem vermek gerekir.&#13;
Dinlerarası diyalog; “İslâm’ın beş şartından altıncısı, îmanın altı esasından yedincisidir ve her bir Müslüman diyalog yapmakla mükelleftir.” diye bir hüküm yoktur. İsteyen faydalı görüp kabul eder ve yapar, istemeyen de kabul etmez. Kabul edip yapanlar, yapmayanları “niçin kabul etmiyor ve yapmıyorsunuz” diye, kabul etmeyenler de “niçin diyalog yapıyorsunuz, siz dinden taviz veriyorsunuz vs.” diyerek tenkit etmemelidir.&#13;
Bu makalemizde, dinlerarası diyaloğu kabul etmeyenlerin bazı soru ve şüphelerine cevaplar vermeye gayret edeceğiz.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hanehalkı Karbon Ayak İzinin Yavaş Kent Ölçeğinde İrdelenmesi; Bolu - Mudurnu Örneği</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66752</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66752</guid>
      <author>K. Pınar KIRKIK AYDEMİR </author>
      <description>Karbon salınımının temel sebebi;  yayılmacı kent yapısı, fosil yakıt bağımlılığı, insanların tüketim alışkanlıkları olarak bilinir. Her bireyin tüketim davranışları, yaşam şekli, yaşam standartı  vb. unsurlar,  doğada karbon salınımına sebep olmaktadır. Yavaş kentler,  artan tüketim kültürüne bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilir tüketim ve yerel üretimi destekleyen bir hareket olarak gelişmiştir.&#13;
Çalışmanın amacı; Yavaş kenti Mudurnu’da karbon ayak izini, hane halkı ve bireysel tüketim davranışlarından elde edilen sonuçlar üzerinden değerlendirmektir. Mudurnu’da hane halkı enerji tüketimi, (elektrik, kömür, odun, tüp gaz, doğalgaz kullanımı) bireysel araç kullanımı,  gıda üretim-tüketim ilişkisi (organik yiyecek tercihi, et-süt tüketim oranları, yerel gıda üretimi, hazır gıda tüketimi vb.), yaşam tarzındaki bireysel harcamalar, geri dönüşüm faaliyetleri  vb. nitel, nicel faktörlere dayandırılarak anket araştırması yapılmıştır.  Hane halkı ayak izi ve bireysel karbon ayak izi tespit edilmiştir. Karbon ayak izi hesaplamasında “carbonindependent.org” veri tabanı kullanılmış olup,  anket çalışması, karşılıklı görüşme, saha gözlem araştırmaları ile birlikte yürütülmüştür. Çalışmada evsel ısınma sebebi ile hane halkı ve bireysel karbon ayak izinin yüksek olduğu görülmüştür. Evsel ısınma ve yeşil enerji kapsamında Dünya ve Türkiye’den yavaş kent örnekleri incelenmiştir.  Hane halkının karbon ayak izi konusunda bilgilendirilmeye ihtiyacı olduğu savı üzerinden Mudurnu’da karbon ayak izi azaltılmasına yönelik genel çıkarımlarda bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Post-Truth Açısından Güncel Sanat; Mario Klingemann Örneği</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66914</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66914</guid>
      <author>Aslıhan KAYABarış YILMAZ </author>
      <description>Sanayi devrimi ile beraber, varlığına mağaralarda barınarak başlayan insanlık hızlı bir evrimsel sürece girmiş, insan olmanın ne olduğuna değin tartışmalar başlamıştır. Sanat da bu tartışmalar doğrultusunda, tanımlara sığmasını imkânsız kılan bir değişim içine girmiştir. Post- ön ekinin yaygın olarak bir çok kavramda kullanıldığı günümüz yaşantısında, sanatta da post hareketler kendilerini göstermektedirler. Postmodernizm ile başlayan ve post-truth, posthümanizm gibi kavramlar ile devam eden bir sürecin içine girilmiştir.&#13;
Sanatsal eylemlerde bu yoğun değişim özellikle 1800'lerin sonlarında boy göstermeye başlamıştır. 20. yüzyılın başlarında, atölyelerin mekanikleşmesi, üretimin farklı bir boyut kazanması, ardından başlayan Dünya Savaşları ve 20. yüzyılın ikinci yarısının sonlarına doğru başlayan toplumsal hareketler sanatta yeni hareketlerin doğmasına neden olmuştur.&#13;
21 yüzyılın başlarında ise, mevcut tartışmalara yenileri eklenmiştir. Antroposen olarak nitelenen bu çağda teknoloji üzerine araştırmalar hız kazanmış ve toplumun her kesiminden insanın teknolojik gelişmelere ilgi ve ihtiyaç duyduğu bir dünya durumu oluşmuştur. Olumlu yönleri ile gelen teknoloji aynı zamanda küresel ısınma gibi olumsuzluklara da sebebiyet vermiştir. Teknoloji, öngörülemez gelişimi ve kontrolsüzce ilerlemesi nedeniyle toplumun bazı kesimlerinde kaygıya sebep olmuştur. Bu kaygıdan kaynaklanan teoriler üretilmiştir. Geçmişten bugüne gelen ve simülasyon teorisi çevresinde dönen bu yaklaşımlara Jean Baudrillard, Nick Bostrum ve Guy Debord gibi isimler güncel katkılar sağlamışlardır.&#13;
Toplumdaki bu kaygılara ve teorilere karşın Yapay Zekâ üzerine araştırmalar hızla devam etmektedir. Yapay Zekâ kaynaklı GAN ya da Deepdream gibi algoritmalar sayesinde hayal gücümüzü aşan sanatsal eylemler gerçekleştirilebilmektedir. Sanatçı Mario Klingemann da bu araçları kullanarak eserler üreten öncü kişilerden biridir.&#13;
Bu çalışmada Klingemann’ın eserleri ele alınarak, teknoloji ve sanat ilişkisi, sanatçıyı bu araçları kullanarak üretime iten faktörler ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ekolojik Sanat Kapsamında: Doğa ve İdeoloji Within The Scope Of Ecological Art: Nature and İdeology</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66928</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66928</guid>
      <author>Merve DUYDU</author>
      <description>1960’lı yıllar birçok alanda hak arayışlarının öne çıktığı ve toplumsal düzende köklü değişimlerin yaşandığı yıllardır. Yaşamsal düzenle doğrudan bağlantılı olan sanat kavramı da bu süreçte sıradanlaşmış birçok pratikten kurtularak yeni söylem alanları oluşturmuştur. Bu yeni söylem alanlarıyla birlikte toplumsal düzen içerisindeki hak arayışları geleneksel sanat pratiklerine de yansıyarak onları gelişim ve değişim sürecine sürüklemiştir. Sanatçılar için başlı başına ilham kaynağı olan doğa ile etkileşim 1960 öncesine kadar sadece resmettikleri bir obje iken 60’lı yılların akabinde başlı başına sanatın konusu haline gelmeye başlamıştır. Doğa ve çevre meselelerine karşı başlayan bu değişim ve bilinç sanat çalışmalarının anlamını ve yöntemini yeniden şekillendirmiştir. Bu çalışmada: sanatın konusu haline gelen doğa kavramı ekolojik ve eko - politik söylemleri bakımından örnekler üzerinden incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Çağdaş Sanatta “Mandala” Arayışları</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66931</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66931</guid>
      <author>Fatma DOĞRUOĞLUHatice Kübra KUZUCANLI </author>
      <description>Mandala temelde “daire” ya da “tamamlama” anlamına gelen, çeşitli toplumlar tarafından farklı şekillerde anılmasına rağmen özünde tek bir merkezi çevreleyen bölümlerden oluşan ve bu bölümlerin birbirine benzemeyen şekillerde detaylandırılmasıyla ortaya çıkan geometrik biçimlerdir. Dairesel bir örüntü olan mandala, kutsalın, evrenin ve kozmik bilincin kusursuzluğu ile varoluşsal bütünlüğü göstermektedir. Sanatçılar tarafından da bu desen bilinçli ya da bilinçdışı yollarla sıklıkla kullanılmıştır.  Bu çalışmada; köklü bir geçmişi olan mandala deseninin tarihsel süreçteki yorumlamaları incelenmiştir. Literatür tarama yöntemi kullanılan bu makalede, çağdaş sanatta mandala deseni arayışlarına yer verilerek örnek eserler felsefeyi ve biçimi ilgilendiren konular ışığında, bu sembolün anlamları çerçevesinde detaylandırılmıştır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Realizmin Klasisizmin Karşısındaki Sanatsal Tavrı</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66935</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66935</guid>
      <author>Bayram DEDE</author>
      <description>Realizm 19. yüzyıldaki dönüşümün sanattaki ifadesidir. Avrupadaki sosyal değişimler ve yoğun toplumsal hareketler sanatı da etkilemiş, Realizmin ortaya çıkmasına neden olmuştu. Realist sanatçılar Klasisizm, tarafından kurgulanmış ve atölyede oluşturulmuş bir kompozisyon yerine doğayı ve insanı referans almış, kendiliğinden olanı yansıtmıştır. Realizm ,klasisizmin güzellik ülküsünden vazgeçerek doğal olanı aktarmaya çalışır. Yüzyıllar boyunca görmezlikten gelinen toplumsal gerçekler Realist sanatçılar tarafından yansıtılır. Realizmin fikir babası Courbet, halkın yaşamına dokunmuş, ona tamamen angaje olmuştur. Millet ise o döneme kadar dudak bükülen, küçümsenen köylünün yaşamını ele almış ve yansıtmıştır. Corot ise doğaya çıkarak açık hava resmini (Manzara) kendine göre aktarmıştır.  Manet ise o dönemlerde tepki çeken Olympia adlı tablosuyla  bir dönüşümü gerçekleştirmiş, ve tabuları yıkmıştır. Böylece ön yargılara karşı çıkılmış , Klasisizmin ülküsel cezbedici konuları yerine doğa ve insan tercih edilmiştir. Bu yüzden ne tarihsel ne de, mitolojik konular işlenmiştir. Bunların yerine Realistler, hayatın nabzını tutmak ve insanı kendi kaderiyle yüzleştirmek için sonsuz ve çıplak doğayı ele aldılar. Sanat tarihinde büyük bir patlamanın adı olan Realizm de Sanatçı gerçekçi bir atmosfer oluşturmuş ve sanatta yeni bir aşamaya geçilmişti. Realizm, gerçeği ateşli bir tutkuyla dile getirmiş hiçbir zaman sönmeyecek bir ruha sahip olmuştu. Realist Sanatçı, sanatı bir propaganda aracı olarak kullanmış algısal fenomenlerin sanata hakim olmasını sağlamıştı. Sanatçının gündelik bir tercihi olmayan Realizmde, aydınlanmanın derinliklerine gizlenmiş olan idealleri vardı. Böylece sanatçı yeni bir motivasyonun kapılarını açmış, yeni anlayışlar için savaş vermişti. İşte bu savaşın adı Realizmdi.   </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Anadolu Efsanelerinde Secde Eden Ağaç Motifi</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66948</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66948</guid>
      <author>Hamza KARAOĞLAN</author>
      <description>Evrensel bir niteliğe sahip olan ağaç kültü, geçmişten günümüze tüm din ve mitolojilerin önemli konularından birini teşkil etmektedir. Özellikle kozmik ağaç motifi hemen bütün dinlerde saygı görmüş doğum, ölüm ve yeniden dirilmenin bir sembolü olarak görülmüştür. Ağaçlar, bazen dalları altında oturan ve onu mesken tutanların aydınlanmasını sağlarken bazen de ona zarar verenleri çeşitli yöntemlerle cezalandıran bir nesne olmuştur. Onun estetik değeri, meyvesi, baharda açan çiçekleri gibi özellikleri profan anlayışta olan insanları dahi hayran bırakmaktadır. Yahudilik ve Hristiyanlıkta olmasa da İslam’da ağaç, diğer canlılar gibi Tanrı’nın adını zikreden olarak görülmüş özellikle Hadis metinlerinde bunun örneklerine sıklıkla yer verilmiştir. Türklerde ağaç kültü ise Yer-su inanışları ile doğrudan alakalı görülmektedir. Orhun abideleri ve diğer kitabelerde de geçtiği üzere Türkler, ıduk yersublara inanmakta ve onları birer bağımsız ruh olarak düşünmektedirler. Konu edilen yer-su ruhları iye ve idi (sahip) anlamına gelen kelimelerle de anılmaktadır. Bu çerçevede hemen her yerin bir iyesi ve sahibinin olduğu kabul edilmekte ve yer-su kültünü ilgilendiren hususlarda bir iş yapılmadan önce o yerin sahibi veya iyesinden izin alınması gerektiğine inanılmaktadır. Bu izin bir kanlı kurban kesmek ya da ağaç dallarına bir çaput bağlamakla sağlanabilmektedir. Bu çerçeveden bakıldığında, Anadolu coğrafyasında bir kısım ağaçların secde ettiği mitinin İslam yanında Türklerin İslam öncesi yer-su inanışlarıyla doğrudan alakaları bulunmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Disiplinlerarası Sanat: Bilim ve Sanat Arasında Köprü Kurmak</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66949</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66949</guid>
      <author>Yelda USAL</author>
      <description>Sanat çağlar boyunca fen, matematik, teknoloji ve temel bilimler ile aynı doğrultuda ilerlemiş ve gelişmiştir. Her çağda bilim ve teknoloji ile ilgili gelişmeler bireyin dünyayı anlama ve sorgulama biçimini etkilemiştir. Sanat bilimi, bilim ise sanatı etkilemiştir ve etkilemektedir. Bu nedenle sanatın farklı disiplinlerde kullanımı bireyin gelişimi, eğitimi ve yaratıcılığının gelişiminde temel stratejiler ve faydalar sunmaktadır. Disiplinlerarası çalışmak ve sanat ile bilimi entegre etmek, bilim ile sanat arasına duvarlar inşa etmek yerine, köprüler kurma çabasıdır. Sanat ve bilim kavramları birbirinden farklı kavramlar gibi görünmelerine rağmen, yüzyıllar boyunca benzerlikleri ve farklılıkları açısından birbirlerinden etkilenmişler ve birbirlerini etkilemişlerdir. Bugün, yaşanılan toplumsal gelişmeler ile bilgiyi üretme, işleme, geliştirme ve kullanma teknolojisi değişmiştir. Bu değişimlerle birlikte devreye tasarım ve yaratım süreci girmektedir. Her ne kadar günümüzde bilim ve sanat ilişkisi net olarak görülmese de yaratıcılık ve tasarım boyutunda bilimsel bilginin temelini oluşturmaktadır. Bu bilgiler ışığında araştırmada fen, matematik, teknoloji ve mühendislik gibi alanlarda sanatın nasıl kullanıldığı, nasıl entegre edildiği ve etkilerinin neler olduğu konusunda ilgili literatür incelemesi yapılması amaçlanmıştır. Araştırmada, bilim ve sanat ilişkisinde yaratıcılık, estetik, gerçeklik ve tasarım gibi ortak boyutların olduğu ve yüzyıllar boyunca bilimsel bilginin üretiminde sanatsal yaratıcılık,  işlenmesi boyutunda estetik güzellik olgusu, geliştirme ve kullanımında ise sanatsal tasarım kavramlarının etkili olduğu ve olmaya devam edeceği sonuçlarına varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Sanat Pratiği Olarak Hatırlatan Ve Hatırlanan Ev Öznesi</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66962</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=66962</guid>
      <author>Ayşe KARABEY TEKİN</author>
      <description>Toplumsal diyaloglar aracılığı ile mekânın kavranışı arasında çok yönlü bağlantılardan söz edilmektedir. Kurulan bağlantılar mekânın kavranmasında ve anlamlandırılmasında bireysel ifadeleri, gerçekliği, dünyaya gelinen yeri, aileyi, mahalleyi, ulusu, dili ve kültürü etkilemektedir. Barınmanın, aidiyetin, kimliğin, mahremiyetin ve güvenliğin temsili olan mekân, farklı zamansızlıkların ve ritimlerin üretimi olarak gündeme gelmektedir. Sembolik çerçeveler aracılığı ile okunan, varoluşun başlangıcı ve devamında her zaman büyük role sahip olan mekânlar, unutulanı, unutturulanı ve dışarıda bırakılanı hatırlamanın merkezine getirmektedir. Hem içinde yaşayanları biçimlendirmesi hem de süregelen değişimlerin belirlenmesinde geçmiş ve şimdi arasında bağ kurmaktadır. Bu bağ ile değişen koşullar içinde mekânlar, hatırlatıcı bir gösterge olarak maddi ve manevi imgelerin sanat pratikleri aracılığı ile güçlü bir yaratı biçimi halini almasında büyük rol oynar. Yaratıcı deneyimlerin yapıldığı bir alan olarak sanat, mekân kavramını özel ve genel anlamı ile kurgusuna dâhil eder.  Bu bağlamda genel mekân kavramı üzerinden özel alan olan “ev” kavramına indirgenerek öznel anlatı fırsatı bulur. Bu çalışmada Ev ne anlatır?,  Evlerin yaşanmışlıkları ile şekillenen olgular nelerdir?, Evlerin belleği hangi noktada bireysel ve toplumsal olan ile kesişir? gibi sorular eşliğinde anıların izinde deneyimlenen ev odaklı sanat pratikleri üzerinden mekanların sanat alanına sağladığı anlamsal katkılar ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Rehberlik Ve Araştırma Merkezlerinde Hizmet Kalitesinin Servqual Analizi İle Ölçülmesi </title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67015</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67015</guid>
      <author>Emine Türkan AYVAZ GÜVENBayram GÜNAY ,Ayşe KANAY ,Mehmet DEMİR </author>
      <description>Son yıllarda kalite kavramı hizmet sektöründe önemli duruma gelmiştir. Hizmet veren kurumların sunduğu hizmetin kalitesini ölçerek, hizmet alan kişilerin beklentileri ve algılarının tespit edilmesi gereklidir. Bu doğrultuda hizmet alıcıların memnun olmadıkları alanları geliştirmek önemlidir. Tüm sektörlerde olduğu gibi daha iyi ve güzele ulaşma arzusu eğitim sektöründe de kendisine yer bulmaktadır. Toplumun eğitim kurumlarından beklentisi kaliteli ve çağın ihtiyaçlarını dikkate alan hizmetleri sunmaktır. Bu konuda rehberlik ve araştırma merkezlerinin eğitim kurumları içerisinde önemi büyüktür. Bu sebeple bu çalışmada rehberlik ve araştırma merkezlerinde verilen hizmetin kalitesinin Servqual ölçeği ile ölçülmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2021 yılında eğitsel değerlendirme ve tanılama amacıyla Karabağlar Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne başvuran 408 özel gereksinimli öğrenci velisi oluşturmuştur. Çalışma sonucunda; “Empati” boyutunda hizmet kalitesi olarak beklentilerin en iyi karşılandığı, “Fiziksel Özellikler” boyutunda ise beklentilerin en az karşılandığı sonucuna ulaşılmıştır. Rehberlik ve araştırma merkezlerinden yararlanan özel gereksinimli öğrenci velilerinin beklentilerinin analiz edilerek çözüm önerilerinin sunulması, rehberlik ve araştırma merkezlerinde sunulan hizmetlerin kalitesinin artırılması açısından önemlidir. Bu çalışmanın, alanda yapılması planlanan araştırmalar içinde literatüre sunulan değerli bir kaynak olabileceği düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yükselişteki Destinasyonların Alternatif Turizm Kapsamında İncelenmesi: Tripadvisor Örneği</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67097</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67097</guid>
      <author>Olca Sezen DOĞANCILI</author>
      <description>Moda, snobizm ve kişisel tercihlerden ötürü turizm trendi her yıl farklılık göstermektedir. Turizmden daha fazla pay almak isteyen ülkeler ve turizmciler ise değişen turizm trendini takip ederek turist sayısını artırarak daha fazla turizm gelir elde etmektedirler. Bu kapsamda çalışmanın amacı 2022 yılında trend olarak görülen ve turistlerin sıkça tercih ettiği destinasyonları Tripadvisor verileri doğrultusunda tespit etmektir. Turizm ürünlerini inceleme ve satın alma sürecinde önemli bir veri kaynağı olan Tripadvisor’un Yükselişteki Destinasyonlar sekmesi altında sunduğu veriler ışığında, Amerika Birleşik Devletlerinden dört destinasyonun yükselişte olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ülkemiz açısından bakıldığında listede sadece Göreme’nin yer aldığı görülmektedir. Aktiviteler açısından incelendiğinde ise “Deniz/ Su Tabanlı Turizm” ile “Doğa Tabanlı Turizm”in ön planda olduğu görülmektedir. Jet/bot kiralama, doğa turu, kültür turu ve gastronomi turu farklı segmentlerde en fazla tercih edilen turizm aktivitesi olarak tespit edilmiştir. Bu doğrultuda deniz-kum-güneş üçlüsünün geçmişte olduğu gibi günümüzde de önemini koruduğu görülürken alternatif turizm kapsamında doğa ve yemek unsurlarının ön planda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen veriler ışığında küresel anlamda turizm planlaması yapılırken ülke bazından işletme bazına kadar tüm turizm planlamasında söz konusu alternatif turizm çeşitlerinin çerçevesinde şekillendirilmesi önerilmektedir. Özellikle küresel anlamda yapılan reklam ve tanıtım çalışmalarında sosyal medya ve turizm planlamasında kaynak veri kaynağı olan -Tripadvisor gibi- internet sitelerinde yer almaya yönelik plan ve politikalar geliştirilmelidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bulut Bilişim E-Ticaretin Geleceğini Nasıl Etkileyecek?</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67206</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67206</guid>
      <author>Nevin AYDIN</author>
      <description>Pandemi döneminde tüketiciler, alışveriş rotalarını değiştirerek online alışveriş sitelerine yöneldiler. Bulut bilişim sistemleri zamandan ve kaynaktan tasarruf edilmesine imkan sağlayarak, işletmelerin e-ticaret platformlarını büyütmelerine fırsat sağlar. E-ticaret ve kaynakların depolanması sorunlarına çözüm sağlayan bulut bilişim işletmelerde maliyetlerin düşmesini sağlar. Aynı zamanda, İşletmelerde bulut teknolojileri, verileri yönetmek, depolamak ve analiz etmek gibi işlemleri sağlar. Bulut bilişim, e-ticaret varlıklarının hızlı oluşturulmasına olanak tanır. Kobiler, satışlarını bir e-ticaret platformu üzerinden sergileyerek büyüme sağlar hemde marka bilinirliği oluşturarak rekabetçi kalabilirler. Bulut bilişim, sayesinde işletmeler saldırılara karşı güvenli ve gelişmiş araçlar sunarak, müşterilerin güvenini artırır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlköğretimde Görev Yapan İdarecilerin Örgütsel Bağlılıklarına İlişkin Görüşlerinin İncelenmesi (Dirabakır İli- Kayapınar İlçesi Örneği)</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67213</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67213</guid>
      <author>Emine REŞİTOĞLUMustafa BİRKAN  ,Hacer AZBAY  </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi İlköğretim kurumlarında görev yapan idarecilerin, örgütsel bağlılıklarına ilişkin yaşadığı sorunları belirleyip  bu sorunların çözümüne yönelik önerilerde bulunabilmektir. Bu araştırma nitel araştırma yöntemine göre yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, 2018-2019  Eğitim-Öğretim yılı, Diyarbakır ili Kayapınar ilçesindeki İlköğretim kurumlarında görev yapan idareciler oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış görüşme sorularıyla toplanmıştır. Bu araştırma için gerekli olan verilerin toplanması amacıyla, araştırmaya katılmaya istekli olan okul idarecilerine iki bölümden oluşan görüşme soruları verilmiştir. Birinci bölümde, katılımcıların Demografik özelliklerine ilişkin  üç soru bulunmaktadır. İkinci bölümde, katılımcıların örgütsel bağlılıklarına ilişkin yedi soru bulunmaktadır. Bu araştırmada görüşme çalışmasından elde yanıtlar, betimsel istatistikler ile çözümlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Lise Öğrencilerinin Matematik Odaklı Epistemolojik İnançları, Matematik Öz Yeterlik Algıları Ve Matematik Kaygıları Arasındaki İlişki</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67232</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67232</guid>
      <author>Mustafa ÇELEBİ Saliha SU  </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, matematik odaklı epistemolojik inanç, matematik öz yeterlik algısı ve matematik kaygısı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışılan değişkenlerin eş zamanlı olarak değişiminin tespitini amaçlayan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. 2020-2021 eğitim-öğretim döneminde Kayseri ilindeki amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenen farklı türdeki liselerde okuyan 767 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Öğrencilere, ''Matematik Odaklı Epistemolojik İnanç Ölçeği (MOEİÖ)'', ''Matematiğe Karşı Öz Yeterlik Algısı Ölçeği'' ve ''Matematik Kaygısı Ölçeği'' uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, matematik odaklı epistemolojik inançlar ile matematik öz yeterlik algısı arasında pozitif ve matematik kaygısı ile negatif yönlü, matematik öz yeterlik algısı ile matematik kaygısı arasında ise negatif yönlü ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışılan değişkenlerin birbirlerini yordama düzeyleri incelenmiştir.  Elde edilen bulgular ışığında, okul rehberlik servisine öğrenci ve velilerle ortak çalışmalar yürütülmesi, araştırmacılara ise aynı çalışmanın karma araştırma olarak yürütülmesi gibi birçok önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Pandemi Döneminde Hava Kargo Endüstrisi; Sektörel Bir Araştırma	</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67306</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67306</guid>
      <author>Hakan RODOPLUAli Osman KANAT </author>
      <description>Havacılık endüstrisi geçtiğimiz dönemde tarihindeki en büyük krizlerden biriyle yüzleşmiştir. 2020 yılında tüm dünyayı kapanmaya iten COVİD-19 salgını ülkelerin virüsün yayılmasını engellemek adına aldığı kapanmalar etkisiyle üretim ve tedarik zinciri sorunlarına sebep olmuştur. Birçok endüstride yaşanan krizler kırılgan olan havacılık endüstrisinde yıkıcı bir etki bırakmıştır. Havayolu sektörü daha önceden yaşanan 11 Eylül olayları, SARS pandemisi veya 2008 ekonomik krizi gibi olaylardan daha yıkıcı bir süreçten geçmiştir. Kapatılan sınırlar, seyahat kısıtlamaları ve sosyal izolasyon politikaları havacılık endüstrisini büyük bir darboğaza sokmuştur. Bu dönemde havayolu şirketleri uçakları yere indirmiş ve uçuşlarını durdurmaya veya azaltmaya gitmiştir. Yolcu taşımacılığı yapamayan havayolları masraflarını kesemediği için pandemi döneminde rekor zararlar açıklamıştır. Bu dönemde yolcu taşımacılığında yaşanan gelişmelerin aksine hava kargo endüstrisi farklı yönde gelişmeler yaşamıştır. Ülkeler tıbbi ekipman ve aşı gibi acil taşınması gereken yüklerin etkisiyle hava kargo faaliyetlerini sürdürebilmeyi sağlamıştır. Bunlara ek olarak her geçen gün gelişen e-ticaret hızlı ve güvenilir taşımacılık hizmeti sunan hava kargo sektörüne olan talebin artmasına sebep olmuştur. Yaşanan gelişmeler sayesinde hava kargo sektörü havayolu endüstrisi için zararlarını hafifletmek adına önemli bir faktör olmuştur. Bu çalışmada COVİD-19 sürecinin hava kargo endüstrisini nasıl etkilediği araştırılmıştır. Çalışmada ilk vakaların ortaya çıktığı 2019 yılından 2021 yılına kadar ki dönem ele alınmıştır. Yapılan araştırmada havacılık otoriteleri, havayolu şirketleri, havalimanı şirketleri ve uçak üreticilerinden elde edilen veriler kullanılmıştır. Yapılan araştırmada hava kargo sektörü pandemi döneminde yere indirilen uçakların etkisiyle oluşan kapasite sorunları yaşamasına rağmen gelişmeye devam ettiğini ve havayolu endüstrisi için her geçen gün daha önemli bir yer tuttuğu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müteşâbih Hadisler Bağlamında Mecaz</title>
      <link>https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67321</link>
      <guid isPermaLink="true">https://journalofsocial.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67321</guid>
      <author>Necmeddin İNANDI</author>
      <description>Bazı hadis-i şeriflerde yer alan ve literatürde, haberî sıfatlar olarak tarif edilen ifadeler, erken dönemlerden itibaren akidevî sahada cereyan eden tartışmaların merkezinde yer almıştır. Bu ifadelerin nasıl anlaşılması gerektiği hususunda birçok farklı görüş ortaya konmuştur. Bu makalede ise söz konusu alana taalluk eden ifadelerdeki mecazî kullanımlar tespit edilerek mecaz kavramının, bu ifadelerin manasına etkisi ortaya konmaya çalışılmış, böylece tartışmaya belagat ilmi ekseninde yaklaşmak amaçlanmıştır.&#13;
Bu bağlamda öncelikle mecaz kavramı ve haberî sıfatlar tanıtılmış, ardından haberî sıfatların nasıl anlaşılması gerektiğine dair İslam uleması tarafından benimsenen tefvîz, te’vil ve ispat metotları izah edilmiştir. Son bölümde ise yaygın olarak bilinen ve içerisinde haberî sıfatlara dair ifadelerin yer aldığı bazı hadis-i şerifler, mecaz kavramı merkezinde tahlil edilmiş ve yorumlanmıştır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


