Bu çalışma, adli sosyal hizmet bağlamında şiddet mağduru kadınlarla yürütülmesi planlanan yapılandırılmış bir araştırma tasarımının saha koşullarıyla karşılaştığında araştırma sürecinin nasıl bir dönüşüm geçirdiğini incelemektedir. Türkiye’de bir adliye kurumunda boşanma süreci devam eden kadınlarla yürütülmesi planlanan bir müdahale araştırması sırasında ortaya çıkan yöntemsel tıkanma deneyimi, analitik otoetnografi yaklaşımı çerçevesinde ele alınmıştır. Araştırmanın veri seti, araştırmacının saha deneyimlerine ilişkin geriye dönük anımsamaları, saha notları ve etik kurul süreçlerine ilişkin kurumsal belgelerden oluşmaktadır.
Refleksif değerlendirme ve tematik analiz sonucunda başlangıçta veri toplayamama sorunu olarak değerlendirilen yöntemsel krizin, bireysel bir başarısızlıktan ziyade daha geniş yapısal ve bağlamsal dinamiklerle ilişkili olduğu görülmüştür. Analiz bulguları, disiplinler arası kurumsal sınırlar, adli sürecin yarattığı duygusal yük, adliye mekânının simgesel etkisi, velayet kaygıları, görünmeyen bakım emeği ve araştırmacının karşılaştığı duygusal gerilimlerin veri üretim sürecini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Bu faktörlerin birlikte etkisi, başlangıçta planlanan nicel araştırma tasarımının saha koşullarında uygulanabilirliğini önemli ölçüde sınırlamıştır.
Saha deneyimi, araştırmacının araştırma sürecine ilişkin başlangıç varsayımlarını yeniden değerlendirmesine ve katılımcı güvenliği ile araştırmacı refahını merkeze alan daha esnek ve refleksif bir araştırma yaklaşımına yönelmesine yol açmıştır. Bu bağlamda çalışma, kırılgan gruplarla yürütülen araştırmalarda katı deneysel tasarımların her zaman saha koşullarıyla uyumlu olmayabileceğini ortaya koymaktadır. Analitik otoetnografi yaklaşımı aracılığıyla gerçekleştirilen bu çalışma, şiddet alanında bilgi üretiminin etik, kurumsal ve duygusal boyutlarını analiz ederek sosyal hizmet ve sosyal bilimler alanında bağlama duyarlı ve etik açıdan dikkatli araştırma yaklaşımlarının gerekliliğine işaret etmektedir.
This study examines how a structured research design planned to be conducted with women survivors of violence within the context of forensic social work underwent a methodological transformation when confronted with the realities of the field. The experience of methodological impasse that emerged during an intervention study planned with women undergoing divorce proceedings at a courthouse in Turkey is examined within the framework of Anderson’s (2006) analytic autoethnography approach. The dataset of the study consists of the researcher’s retrospective reflections on field experiences, field notes, and institutional documents related to ethics committee procedures.
Through reflexive evaluation and thematic analysis, the methodological crisis that was initially interpreted as an inability to collect data was found to be associated with broader structural and contextual dynamics rather than an individual failure. The findings indicate that interdisciplinary institutional boundaries, the emotional burden of legal processes, the symbolic influence of the courthouse environment, concerns about child custody, invisible care responsibilities, and the emotional tensions experienced by the researcher directly shaped the process of data production. The interaction of these factors significantly limited the feasibility of the originally planned quantitative research design in the field.
The field experience prompted the researcher to reconsider the initial assumptions underlying the research process and to adopt a more flexible and reflexive research approach that prioritizes participant safety and researcher well-being. In this sense, the study demonstrates that rigid experimental designs may not always align with the realities of research conducted with vulnerable groups. By employing an analytic autoethnographic perspective, this study analyzes the ethical, institutional, and emotional dimensions of knowledge production in violence research and points to the need for context-sensitive and ethically attentive research approaches in social work and the broader social sciences.