Çalışma, 19. yüzyıldan günümüze dünya fuarlarında ve sergilerinde sunulan pavyonlara odaklanarak, bu mekânlar üzerinden duvar yüzey tasarımlarının değişen tasarım yaklaşımları ve malzeme yenilikleri kapsamında geçirdiği değişimi konu almaktadır. Duvarlar, mekânın fiziksel sınırlarını belirlemenin ötesinde, kullanılan malzeme, doku ve renk gibi unsurlarla mekânın kimliğini ve karakterini şekillendiren önemli öğelerdir. Bu öğelerin ve duvar yüzeylerinin tasarımlarını gerçekleştiren mimarların tasarım anlayışları, dönemin yenilikçi malzemelerinin kullanımı, bir bakıma deneysel tasarım ürünü olan ve ülkenin gelişmişlik düzeyini, teknolojik ve endüstriyel seviyesini yansıtan dünya fuarlarındaki pavyonlarda açıkça görülebilmektedir. Dünya fuarlarındaki pavyonlar hakkında çalışmalar yapılmış olmasına karşın, pavyonların iç mekân analizlerinin sınırlı ve tekil kaldığı, duvar yüzeylerinin malzeme, renk, doku bakımından sistematik bir şekilde incelenmediği görülmüştür. Bu bağlamda çalışma, yüzey tasarımlarının yirminci yüzyıldan günümüze değişen özelliklerini nitel araştırma yaklaşımı ile ortaya koymayı hedeflemektedir. Pavyon tasarımlarında kullanılan yenilikçi malzemeler ve yüzey tasarım ilkeleri, mimarinin hem sanatsal hem de teknolojik yönlerini incelemek için önemli bir zemin sunmaktadır. Çalışma, içerik analizi yöntemiyle Kristal Saray, Pavillon de l’Esprit Nouveau, Alman Pavyonu, Finlandiya Pavyonu, Türk Pavyonu, Amerika Birleşik Devletleri Pavyonu, İsviçre Ses Pavyonu, Birleşik Krallık Pavyonu ve Birleşik Krallık Pavyonu gibi ikonik pavyonların duvar yüzeylerini kronolojik olarak analiz etmiştir. Bulgular, Kristal Saray’ın duvar yüzeylerindeki endüstriyel malzeme kullanımından Le Corbusier’nin yüzey tasarımında yalınlığına ve Heatherwick Studio’nun çevre duyarlılığı ile biyomimikriyi birleştiren duvar tasarımlarına kadar uzanan bir tasarım sürecini ortaya koymaktadır. Bu süreçte, modernizmin işlevsel anlayışından ekolojik ve sürdürülebilir mimarlığa kadar uzanan tasarım yaklaşımlarındaki değişimler, duvar yüzeylerinde açıkça görülmektedir. Özünde çalışma, özellikle Dünya Fuarlarında sergilenen pavyonların duvar yüzeylerini sistematik olarak ele alarak, tasarım tarihine ve mimari yüzey tasarımlarının dönümüşüne dair özgün bir katkı sağlamaktadır.
The study examines the evolution of wall surface designs through changing design approaches and material innovations, with an emphasis on pavilions presented at world expositions and exhibitions from the 19th century to the present. Walls, beyond defining the physical boundaries of a space, shape a space’s identity and character through elements like material, texture, and color. The design philosophies of architects creating these wall surfaces, along with their use of innovative materials, can be distinctly observed in the pavilions at world expositions, which are often experimental design works reflecting a country’s level of development, as well as its technological and industrial advancements. Despite the studies conducted on pavilions at world expositions, interior analyses of these pavilions are limited and isolated, and the wall surfaces haven’t been systematically examined in terms of material, color, or texture. In this context, the study aims to reveal the changing characteristics of surface designs from the 20th century to the present using a qualitative research approach. The innovative materials and surface design principles employed in pavilion designs provide a significant framework for examining both the artistic and technological dimensions of architecture. Through content analysis, the study chronologically examines the wall surfaces of iconic pavilions like the Crystal Palace, Pavillon de l’Esprit Nouveau, German Pavilion, Finland Pavilion, Turkey Pavilion, United States Pavilion, Swiss Sound Pavilion and United Kingdom Pavilion. The findings reveal a design process spanning from the industrial material use in the wall surfaces of the Crystal Palace to Le Corbusier’s simplicity in surface design and Heatherwick Studio’s wall designs that combine environmental sensitivity with biomimicry. The transformations in design approaches, ranging from modernism’s functional perspective to ecological and sustainable architecture, are clearly reflected in the wall surfaces. Essentially, the study makes a unique contribution to the history and evolution of architectural surface designs by systematically addressing the wall surfaces of pavilions displayed at world expositions.